^ Başa Dön

Tedavi Yöntemleri » Kanser Türlerine Göre Tanı ve Tedavi Yöntemleri » Meme Kanseri

MEME KANSERİ NEDİR?

Normal Meme Yapısı Nasıl Olur?

Meme kanserini anlamak için normal meme yapısı hakkında bazı temel bilgileri paylaşmak yardımcı olacaktır.

Dişi meme, lopçuk(süt üreten bezeler), süt kanalları (meme başına sütü taşıyan küçüp kanallar) ve stroma’dan ( süt kanalları, lopçuklar, kan damarları ve lenfatik damarları çevreleyen yağ ve bağ dokusu) oluşur.

Meme kanserlerinin çoğu, süt kanallarındaki hücrelerde başlar. Bazıları, lopçuklarda, çok az sayıda meme kanseri ise diğer dokularda oluşur.

Meme Kanseri ve Memenin Lenf (Lenfatik) Sistemi

Meme kanserinin yayılma şekillerinden biri lenf sistemi olduğu için genel yapısını anlamak önemlidir. Bu sistemin bazı bölümleri vardır.

Fasülye şeklinde olan lenf bezleri, lenf damarlarına bağlı küçük bağışıklık sistemi hücreleridir. Lenf damarları, memeden lenf adı verilen berrak sıvıyı (kan yerine)taşıması dışında küçük damarlar gibidir. Lenf doku sıvısı, atık maddeler ve bağışıklık sistemi hücrelerini içerir. Meme kanseri hücreleri, lenf damarlarına girerek lenf bezlerinde gelişmeye başlayabilir.

Memedeki lenf damarlarının çoğu, koltuk altındaki lenf bezlerine bağlanırken, bazı lenf damarları, göğüse (internal mamariyal lenf bezleri) ve köprücük kemiğinin ya üstüne ya da altına bağlanır.

Kanser hücreleri, lenf bezlerine yayıldıysa, bu hücrelerin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmış olması yüksek ihtimal dahilindedir. Lenf bezlerinde ne kadar çok meme kanseri varsa, diğer organlara da o kadar çok yayılmış demektir. Bu yüzden, bir veya birden fazla kanserli lenf bezi, tedavi planını etkiler. Ancak, lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunan kadınların hepsinde metastaz gelişmez. Bazı kadınlarda ise, lenf bezlerinde kanser hücreleri yoktur ancak sonradan metastaz gelişir.

Memede İyi Huylu Kitle ve Kistleri

Memede bulunan kitlelerin çoğu kanser değildir (benign-iyi huylu). Ancak, bazılarının örnek alınarak kanser olup olmadığı laboratuvar ortamında incelenmelidir.

Memenin Kistik Hastalığı

Teşhis edilen kitlelerin çoğu, fibröz ve/veya kistiktir. Meme dokusu içinde oluşan benign (iyi huylu)kitle ile meydana gelen değişikliklerdir (Daha önceden fibrokistik hastalıklar olarak adlandırılan fibrokistik değişiklikler denir). Fibröz yara şeklinde bir (lifli) doku, kist ise içi sıvı dolu keseciklerdir. Tanı memede kitle, şişlik, hassasiyet veya ağrı gibi bazı belirtilere bağlı olarak konur. Bu belirtiler, kadının regl döneminden hemen önce daha da kötüleşme eğilimindedir. Memelerde yumru bazen de meme uçlarında belirgin veya hafif bir akıntı farkedilebilir.

Memede Fibroadenom ve İntraduktal Papillom

Fibroadenom veya intraduktal papillom gibi benign meme tümörleri, anormal gelişme gösterir ancak kanser değildir ve memeden başka organlara yayılmaz. Hasta için yaşamsal tehdit içermez.

Buna rağmen benign meme vakaları önemlidir. Çünkü, meme kanseri gelişme riski yüksektir. Bu nedenle, gerekli tetkikler sonucu cerrahi müdahale ile tümörlerin alınması yerinde bir karar olacaktır.

Meme Kanserinde Genel Kanser Terimleri

Erken tanı konulduğunda tedavi edilebilen bir hastalık olan meme kanserini tanımlayan bazı anahtar sözcükler aşağıda yer almaktadır:

Memenin Karsinomu

Bu terim, kanser meme gibi organın dış tabakasında, epitel hücrelerin başladığı noktalar için kullanılır. Meme kanserlerinin hemen hemen hepsi karsinomdur (duktal karsinom veya lobüler karsinom).

Memenin Adenokarsinomu

Karsinom’un bir türü olan adenokarsinom, bezdoku’da (madde üreten ve salgılayan doku)başlar. Memenin süt üreten bezdokuları olan kanallar ve lopçuklarda başlayan kanser, adenokarsinom olarak adlandırılır.

Memede Karsinoma in situ

Bu terim, başladığı hücre katmanıyla sınırlı erken evre kanser için kullanılır. Meme kanserinde, in situ demek kanser hücrelerinin kanallarla sınırlı kaldığı anlamına gelir. Hücreler, daha derinlerdeki dokularda gelişmemiştir veya vücudun diğer organlarına yayılmamıştır.

Memenin İnvaziv (kötü huylu) Kanseri

İnvaziv (yayılan) kanser, hücrenin üst katmanı olan başladığı yerden daha ileri yayılma göstermiştir. Meme kanserlerinin çoğu, invazif karsinom’dur – ya invaziv duktal karsinom veya invazif lobüler karsinom olarak adlandırılır.

Meme Kanserinde Sarkom

Sarkom, yağ dokusu, kas dokusu veya kan damarları gibi bağ dokularında başlayan kanserlerdir. Memede sarkom, nadir rastlanan bir kanser türüdür.

Meme Kanserinde İstatistiksel Sonuçlar

Meme kanseri meme dokusunda ortaya çıkan ve yayılma özelliği gösteren bir kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, kadın kanserlerinin üçte birinden fazlasını oluşturmaktadır.

Son yıllarda, meme kanserinde gözlenen artış, 30 yıl öncesine kadar 12–14 kadında bir iken, günümüzde her sekiz kadından birinin, hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalacağını göstermektedir.

Meme kanseri, kadınlarda yaşam kaybı riski taşıyan, ancak erken tanı ile tedavi yöntemlerinde ciddi farkındalık yaratan bir hastalıktır. Günümüzde gelişen teknoloji, rutin kontrol ve erken tanı yöntemleri ile birlikte yaşam kaybı riski yok denecek kadar minimize edilmiş, tamamen iyileşme şansı oldukça artmıştır.

Meme görüntülemesinde cerrahi tedavi, radyoterapi ve tıbbi tedavideki gelişmeler ile hastalar adına son derece yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

Meme Kanserinde Evreler (Hastalık Yayılımı)

Evre, kanserin vücutta yayılma durumunu açıklar. Kanserin yayılma durumuna, tümörün büyüklüğüne, kaç lenf bezinin kanserli olduğuna ve vücudun diğer bölgelerine yayılma şekline bağlıdır. Kanser evresinin belirlenmesi, hastalığın seyri ve tedavi seçenekleri açısından önemlidir.

Evreleme, teşhis koyulduğunda kanserin ne kadar yayılmış olduğunu ortaya çıkaran bir yöntemdir. Fiziksel muayene ve görüntüleme testlerinin [göğüs röntgeni, her iki meme mamografisi, kemik taraması, bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ve/veya pozitron emisyon tomografisi (PET)] sonucuna bağlı olarak biyopsi istenebilir. Ayrıca, genel sağlık durumunuzu ve varsa kanserli bölgeyi değerlendirmek için kan testleri yapılır. Tüm bu veriler ışığında evreleme gerçekleştirilir.

Meme Kanserinde Evreleme Sistemi - TNM Sistemi

Evreleme sistemi, kanserin ne kadar yayıldığı ile ilgili bilgileri özetlemek için kullanılan standart bir yoldur. Meme kanseri evreleri için en sık kullanılan sistem Amerika Kanser Komitesi Evreleme Sistemi TNM Sistemidir.

Meme kanseri evresi, ya fiziksel muayene, biyopsi ve görüntüleme testlerine ya da bu testler ve ardından uygulanan cerrahi müdahale sonuçlarına bağlı olarak belirlenebilir. Kanser evresi, cerrahi müdahale sonrası memeden alınan kitle ve yakınlarındaki lenf bezlerinin durumuna bağlı olarak elde edilen patolojik evre doğrultusunda belirlenir.

Patolojik evreleme, klinik evrelemeden daha kesin sonuçlar verdiği için kanserin yayılma durumu hakkında daha sağlıklı bilgiler aktarabilir. TNM evreleme sisteminde kanser T,N ve M evrelerine bağlı olarak sınıflandırılır:

• 0‘ dan 4’e kadar T harfi, tümörün büyüklüğünü ve cilde veya meme altındaki göğüs duvarına yayılma durumunu gösterir. Daha yüksek T numaraları, daha büyük tümör ve/veya meme yakınındaki dokulara daha geniş yayılma demektir.

• 0’ dan 3’e kadar N harfi, kanserin meme yakınındaki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını; yayılmışsa kaç lenf bezinin etkilendiğini gösterir.

• 0 veya 1 ile kullanılan M harfi, akciğerler veya kemikler gibi uzak organlara yayılma durumunu gösterir.

Meme Kanserinde Meme İçi Hastalık Yayılımı (T Evresi):

TX: Onaylanamamış birincil tümör.

T0: Birincil tümör için kanıt yok.

Tis: Oluştuğu yerde karsinom (DCIS, LCIS, veya tümör kitlesi olmayan meme ucu paget hastalığı)

T1 (T1a, T1b ve T1c dahil): Tümör, 2 cm veya daha küçüktür.

T2: Tümör, 2 cm’den büyük fakat 5 cm’den küçüktür.

T3: Tümör 5 cm’den büyüktür.

T4: Göğüs duvarında veya ciltte herhangi bir ölçüde gelişen tümördür. İltihaplı meme kanseri de bu kategoride yer almaktadır.

Meme Kanserinde Yakındaki Lenf Bezleri (N; mikroskop altında incelenmesine bağlıdır):

Meme Kanserinde lenf bezi evrelemesi, teknoloji ilerledikçe değişikliğe uğramıştır. Daha önce kullanılan metotlar, lenf bezlerinde geniş çaplı biriken kanser hücrelerini bulmakta faydalı, yayılan küçük kanser hücrelerini ise tespit etmekte çokta başarılı değillerdi. İlerleyen teknoloji ile birlikte bulunan yeni metotlar, küçük hatta daha da küçük kanser hücrelerini tespit etmeyi mümkün kıldı.

Meme kanserinin N evresi olması için kanser hücreleri en az 200 hücre içermelidir veya en az 0.2 mm genişliğinde olmalıdır. Kanserin yayıldığı 0.2 mm’den küçük bölge evreyi değiştirmez ancak kanserin yayıldığı tespit edilmiş olur. Kanserin 2 mm.’den daha geniş yayılma alanı, görüntüyü etkiler ve N evresini değiştirir. Daha geniş alanlara bazen makrometastaz denir, ancak sadece metastaz olarakta adlandırılabilir.

NX: Yakındaki lenf bezleri belirlenemez (örneğin, daha önceden alındıysa).

N0: Kanser, yakındaki lenf bezlerine yayılmamıştır.

• N0(i+): Çok az miktarda kanser rutin veya özel boya tekniği kullanılarak, koltukaltı lenf bezlerinde bulunmuştur. Yayılan kanser alanı, 200’den az 0.2mm’den küçük hücre içerir.

• N0(mol+): Kanser hücreleri, koltukaltı lenf bezlerinde görülemez (özel bir boya kullanılsa bile). Ancak, kanser hücrelerinin izi RT-PCR kullanılarak belirlenir.

N1: Kanser, 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır ve/veya sentinel lenf bezi biyopsisinde, internal mamariyal lenf bezinde (meme kemiği yakınında) çok az bir miktar kanser bulunmuştur.

• N1mi: Mikrometastaz (yayılmış çok az kanser alanı), 1-3 koltukaltı lenf bezindedir. Lenf bezlerine yayılan kanser alanı, 2mm veya daha azdır (ancak en az 200 kanser hücresi veya 0.2mm genişliğinde).

• N1a: Kanser, en az 2 mm’den geniş bir alana 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır.

• N1b: Kanser, internal mamariyal lenf bezine yayılmıştır, ancak yayılma sadece sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilebilir.

• N1c: Hem N1a hemde N1b uygulanır.

N2: Kanser, koltukaltında 4-9 lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerini genişletmiştir (ya N2a ya da N2b, ama her ikisi birden değil).

• N2a: Kanser, koltukaltında 4-9 lenf bezine yayılmıştır ve en azından bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

• N2b: Kanser, bir veya birden fazla internal mamariyal lenf bezine yayılmış ve genişlemesine sebep olmuştur.

N3: Aşağıdakilerden herhangi biri:

N3a: Ya
• Kanser, 10 veya daha fazla koltukaltı lenf bezine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir Veya
• Kanser köprücük kemiği altındaki lenf bezlerine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

N3b: Ya da:
• Kanser, en az bir koltukaltı lenf bezindedir (en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir) ve internal mamariyal lenf bezini genişletmiştir, Veya
• Kanser 4 veya daha fazla koltukaltı lenf bezindedir (en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir) ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile çok az bir miktar kanser, internal mamariyal lenf bezinde bulunmuştur.

• N3c: Kanser, köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

Metastaz (M):

MX: Yayılma uzaklığının (metastaz) varlığı belirlenememiştir.

M0: Fiziksel muayene veya röntgen ile uzak bir yayılma bulunamamıştır.

• cM0(i +): Kanda veya kemik iliğinde, az sayıda kanser hücresi bulunmuştur (özel bazı testlerle bulunmuştur)veya 0.2 mm.’den geniş olmayan yayılmış küçük kanser bölgeleri, memeden uzaktaki lenf bezlerinde bulunmuştur.

M1: Uzak organlara yayılma söz konudur. (En sık görülen bölgeler; kemik, akciğer, beyin ve karaciğerdir).

Meme Kanserinde Evre Gruplandırması

T,N ve M kategorileri belirlendikten sonra bilgiler evre gruplandırmasında toplanır. Birbirine benzer kanser evreleri, benzer görüntü verme eğilimindedir, bu sayede benzer yollarla tedavi edilirler. Evreleme, I’inci evreden (erken evre) IV’üncü evreye kadar (en ilerlemiş evre) Romen rakkamları kullanılarak yapılır. Yayılma göstermemiş kanser Evre 0 olarak listelenir.

Evre 0: Tis, N0, M0: Oluştuğu yerde bulunan duktal karsinom yani en erken evre meme kanseri formudur. Kanser hücreleri, kanallardadır ancak derinlerde, memenin yağ dokusunu sarmamıştır. Lobüler karsinom in situ’da zaman zaman evre 0 olarak sınıflandırılır. Ancak, çoğu onkolog bunun gerçek bir meme kanseri olmadığına inanır. Göğüs ucunda görülen Paget hastalığı da (tümör kitlesi olmayan), evre 0 olarak adlandırılır. Tüm bu vakaların hiçbirinde kanser, lenf bezlerine veya uzak bölgelere yayılmaz.

Evre IA: T1, N0, M0: Tümör 2 cm veya daha küçüktür (T1)ve lenf bezlerine (N0) veya uzak bölgelere (M0) yayılmamıştır.

Evre IB: T0 veya T1, N1mi, M0: Koltukaltı lenf bezlerinde 1-3 mikrometastazlar (lenf bezlerindeki kanser 0.2 mm’den geniş ve/veya 200 hücreden fazladır. Ancak 2 mm’den geniş değildir ) (N1mi). Kanser uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIA: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir:

T0 veya T1, N1 (ancak N1mi değil), M0: Tümör 2 cm veya daha küçüktür:

• 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır. Lenf bezlerindeki kanser, 2mm.’den geniştir (N1a), VEYA

• İnternal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1b), VEYA

• Kanser, koltuk altındaki 1-3 lenf bezine ve internal mamariyal lenf bezlerine yayılmıştır (N1c).

VEYA

T2, N0, M0: Tümör 2 cm’den büyük, 5 cm’den (T2) küçüktür. Ancak, lenf bezlerine yayılmamıştır (N0).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIB: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir:

T2, N1, M0: Tümör, 2 cm’den büyük, 5 cm’den küçüktür (T2). Kanser, koltuk altındaki 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

VEYA

T3, N0, M0: Tümör, 5 cm’den geniştir ancak göğüs duvarında veya ciltte gelişmemiş, lenf bezlerine yayılmamıştır (T3, N0). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIIA: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

T0’danT2’ye, N2, M0: Tümör, 5 cm’den büyük değildir (T0 to T2). 4-9 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N2). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

VEYA

T3, N1 veya N2, M0: Tümör 5 cm’den geniştir, ancak göğüs duvarında veya ciltte gelişmemiştir (T3). 1-9 koltukaltı lenf bezlerine veya internal mamariyal lenf bezlerine yayılmıştır (N1 veya N2). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIIB: T4, N0’dan N2’ye, M0: Tümör, göğüs duvarında veya ciltte gelişmiştir (T4), Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

• Tümör, lenf bezlerine yayılmamıştır (N0).

• 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1).

• 4-9 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N2).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

İltihaplı meme kanseri, T4 olarak sınıflandırılır ve en az evre IIIB’dir. Yakındaki birçok lenf bezine yayılmışsa (N3), evre IIIC olabilir. Eğer uzak bölgelerdeki lenf bezlerine veya organlara yayılmışsa (M1), evresi IV olacaktır.

Evre IIIC: herhangi bir T, N3, M0: Tümör herhangi bir ölçüde olabilir. Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

• Kanser, 10 veya daha fazla koltukaltı lenf bezine yayılmıştır (N3).

• Kanser, köprücük kemiği altındaki lenf bezlerine yayılmıştır (N3).

• Kanser, köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine yayılmıştır (N3).

• Kanser, koltukaltı lenf bezlerindedir ve internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N3).

• Kanser, 4 veya daha fazla koltukaltı lenf bezlerine yayılmıştır ve internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N3).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IV: Herhangi bir T, herhangi bir N, M1: Kanser, herhangi bir ölçüde olabilir (herhangi bir T) ve yakındaki lenf bezlerine yayılmış olabilir veya olmayabilir (herhangi bir N). Uzak organlara veya memeden uzaktaki lenf bezlerine yayılmıştır (M1). En sık görülen yayılma bölgeleri; kemik, karaciğer, beyin veya akciğerdir.

Meme kanseri evreleri hakkında aklınıza takılan soruları ve kendi meme kanserinizin evresi ile ilgili detayları doktorunuzla görüşmeniz yerinde olacaktır.

Meme Kanserinde Risk Faktörleri

Belli bir tür kansere yakalanma olasılığını arttıran her şey, risk faktörüdür. Farklı kanser türlerinin farklı risk faktörleri vardır. Örneğin; yoğun güneş ışığıyla uzun süreli temas, cilt kanseri için bir risk faktörüdür. Sigara kullanmak, akciğer, ağız, gırtlak, mesane, böbrek ve diğer bazı organlarda gelişen kanser türleri için risk faktörüdür.

Ancak, risk faktörleri bize her şeyi anlatmaz. Risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Meme kanseri risk faktörü olan birçok kadın, bu hastalığa yakalanmazken, hiç risk faktörü taşımayan bazı kadınlar meme kanserine yakalanabilir. Risk faktörü taşıyan ve meme kanserine yakalanan bir kadında, bu faktörlerin ne kadar katkıda bulunduğunu bilmek zordur.

Farklı risk faktörleri vardır. Kişinin yaşı veya ırkı gibi bazı faktörler değiştirilemez. Kansere neden olabilecek diğer faktörler çevreseldir. Diğerleri ise, sigara ve içki kullanımı, beslenme şekli gibi kişisel davranış biçimlerine bağlıdır. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi bazı faktörler, meme kanseri riskinizi zaman içinde değiştirebilir.

Meme Kanserinde Değiştirilemeyen Risk Faktörleri Nelerdir?

Meme Kanseri ile Cinsiyet İlişkisi

Kısaca kadın olmak, meme kanseri gelişimindeki ana risk faktörüdür. Erkeklerde de, meme kanseri gelişebilir ancak bu hastalık kadınlarda erkeklere nazaran 100 kat fazla görülmektedir. Bunun sebebi, erkeğin kadına göre meme kanser hücreleri geliştiren dişilik hormonu östrojen ve projesteronu daha az üretmesidir.

Meme Kanseri ile Yaş İlişkisi

Meme kanseri riski, yaşlandıkça artar. 45 yaşından genç yaklaşık 8 kadından 1’inde yayılma gösteren meme kanserine rastlanırken, 55 yaş ve üstü kadınların 3’te 2’sinde yayılma gösteren meme kanseri bulunmaktadır.

Meme Kanserinde Genetik Risk Faktörleri

Meme kanseri vakalarının %5-10’u genetiktir. Aileden geçen bozuk genler (mutasyon) sonucu oluşmaktadır.

Meme Kanserinde BRCA1 ve BRCA2: Genetik meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde genetik mutasyondur. Normal hücrelerde, bu genler protein üretir ve hücrenin anormal gelişmesini engelleyerek kanseri önler. Ancak, bu iki genden birinin genetik mutasyona uğramış bir kopyası aileden geçmişse, yaşam süreci içerisinde meme kanserine yakalanma riski yüksek demektir. BRCA mutasyonuna sahip aile üyeleri için risk, %80 oranındadır. Genetik mutasyona sahip kadınların kansere yakalanma yaşı, genetik mutasyon taşımayan kadınların yaşına göre daha gençtir ve kanser çoğunlukla iki memeyi birden etkiler. Genetik mutasyona sahip kadınlar, yumurtalık kanseri gibi başka kanserlerin gelişmesi riskini de taşırlar.

Meme Kanserinde Diğer Genlerde Değişiklik: Diğer gen mutasyonları da genetik meme kanseri ile bağlantılı olabilir. Ancak, bu gen mutasyonları daha nadir görülür ve BRCA geninin meme kanseri riskini arttırması kadar etkili değildir.

• ATM: ATM geni, normalde zarar gören DNA’nın onarılmasına yardımcı olur. Bu genin 2 genetik anormal kopyası, ataksi-telenjiektazi hastalığına sebep olur. Genetik mutasyona uğramış 1 kopyası ise, bazı ailelerde meme kanseri oranını arttırabilir.

• TP53: TP53 geni, anormal hücre gelişimini önleyen p53 proteininin üretilmesi için talimat verir. Bu genin genetik mutasyonu Li-Fraumeni sendromuna (bu hastalığı bulan 2 araştımacı tarafından isimlendirilmiştir) neden olur. Bu sendroma sahip kişlerde kan kanseri, beyin tümörü ve sarkom (kemik veya bağ doku kanseri) gibi diğer bazı kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri gelişme riski de yüksektir. Meme kanserinde sıkça rastlanan bir sebep değildir.

• CHEK2: Li-Fraumeni sendromu, CHEK2 geninde de genetik mutasyona sebep olabilir. Mutasyona uğradığında bu sendroma yol açmasa bile, meme kanseri riskini ikiye katlayabilir.

• PTEN: PTNE geni, normalde hücre gelişiminin işleyişine yardımcı olur. Bu gendeki mutasyon, Cowden hastalığına yol açabilir. Nadir de olsa, benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) meme tümörü riskini arttırır. Bunun yanında; sindirim borusu, tiroid, uterus ve yumurtalıklarda da tümöre yol açabilir. Ayrıca, bu gendeki bozukluk, meme kanseri riski ile bağlantısı olmayan Bannayan-Riley-Ruvalcaba sendromu adında farklı bir hastalığa neden olabilmektedir.

• CDH1: Bu gendeki mutasyon, genetik olarak geçmiş mide kanserine yol açar. Erken yaşta mide kanseri, nadir rastlanan bir türdür. Kadınlarda, bu gendeki mutasyon yayılan lobüler meme kanseri riskini arttırır.

• STK11: Bu gendeki bozukluk, Peutz-Jeghers sendromuna neden olabilir. Ağız içinde ve dudak kenarlarında pigmentli noktalara yol açar, idrarda ve gastrointestinal kanalda polip oluşturur ve meme kanseri dahil birçok kanser türünde riski arttırır.

Meme Kanserinde Genetik Testler: Genetik testlerde, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde mutasyona bakılabilir. Uygulanan testler, bazı durumlarda yardımcı olmasına rağmen, artıları ve eksileri dikkatlice değerlendirilmelidir.

Meme Kanseri ile Ailesel Geçmiş İlişkisi

Ailesindeki kadın bireyde daha önce meme kanseri görülen kişide, meme kanseri riski yüksektir.

Birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş veya kızı) daha önce meme kanserine rastlanması bu riski ikiye katlar. Birinci derece 2 akrabada görülmesi, riski 3’e katlar.

Kesin risk bilinmemekle birlikte, ailesinde babada veya erkek kardeşte görülen meme kanseri de, kadında meme kanseri riskini arttırır. Ancak tümüyle değerlendirildiğinde, ailede bu hastalığa rastlanmış meme kanseri kadınların oranı %15’den azdır. Bu demektir ki, meme kanserine yakalanan kadınların %85’den fazlası bu hastalığı aileden almamaktadır.

Meme Kanserinde Kişisel Geçmişin Önemi

Bir memede kanser tespit edilen kadının, diğer memesinde veya aynı memenin başka bir yerinde kansere rastlanma oranı 3-4’e katlanır. Bu, birinci kanserin tekrarlaması durumundan farklıdır.

Meme Kanseri ile Irk ve Etnik Yapı İlişkisi

Afrikalı Amerikalı kadınlara nazaran beyaz kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı, biraz daha yüksektir. Ancak, meme kanserine yakalanan Afrikalı Amerikalı kadınlarda, yaşamsal risk daha fazladır. Bununla birlikte bu hastalığa yakalanan 45 yaş altı kadınlar daha çok Afrikalı Amerikalıdır. Bunun yanında, Asyalı ve Hispanik (İspanyol) kadınlarda meme kanseri gelişme ve yaşamsal risk oranı daha düşüktür.

Yoğun Meme Dokusu ve Meme Kanseri

Meme yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler (beze) dokudan oluşur. Yoğun meme dokusu (mamogramda görüldüğünde) demek glandüler ve fibröz dokunun daha fazla, yağ dokusunun daha az olması demektir. Yoğun memeye sahip bir kadında, meme kanseri riski daha yüksektir. Ne yazık ki, yoğun meme dokusu, mamogramlarda da kesin sonuç vermeyebilir.

Yaş, menopoz durumu, ilaç kullanımı (menopozal hormon tedavisi gibi), hamilelik ve genetik gibi meme yoğunluğunu etkileyen bir dizi faktör vardır.

Meme Kanserinde Lobüler Karsinom

Kanser hücrelerine benzeyen oluştuğu yerle sınırlı lobüler karsinom hücreler, memenin süt üreten bez lopçuklarında gelişir. Ancak, lopçuk duvarına doğru gelişmez. Tedavi edilmediği takdirde yayılma gösteren meme kanserine dönüşebilir.

Bu tür vakalarda, kadınlarda meme kanseri riski 7-11 kat fazladır. Lopçuk karsinom olan kadınlarda rutin doktor ve mamografi kontrolleri şarttır.

Meme Kanseri ve Menstrasyon(Adet) İlişkisi

Erken regl olan (12 yaşından önce), daha fazla adet döngüsü olan ve/veya menopoz sonrası (55 yaş sonrası)kadınlarda, meme kanseri riski biraz daha fazladır. Uzun süreli östrojen ve progesteron hormonuna maruz kalmakta riski arttıran nedenler arasında yer alabilir.

Göğüse Farklı Bir Nedenle Radyoterapi Uygulanan Bireylerde Meme Kanseri

Başka bir kanser türü (Hodgkin hastalığı veya non-Hodgkin lenfoma gibi) tedavisi için göğüs bölgesine alınan radyasyon, meme kanseri riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu durum, radyasyon aldığı dönemde hastanın yaşına göre değişir. Kemoterapide veriliyorsa, ovariyan (yumurtalık) hormon üretimini bir süreliğine durdurur ve riski azaltır. Gençlik döneminde memeler henüz gelişme dönemindeyken göğüse alınan radyasyon, meme kanseri gelişme riskini en çok arttıran dönemdir. Ancak, 40 yaş sonrası alınan radyasyon tedavisinin, meme kanseri riskini arttırmadığı gözlenmiştir.

Meme Kanserinde Risk ve Yaşam Şekli ile Bağlantılı faktörler

Çocuk Sahibi Olmak Meme Kanseri Riskini Azaltır mı?

Hiç çocuk sahibi olmayan veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri riski az da olsa artar. Çok fazla hamilelik geçiren ve genç yaşta hamile kalan kadınlarda, meme kanseri riski azalır. Hamilelik, kadının sebep olabileceği düşünülen tüm adet döngüsünü azaltır.

Doğum Kontrol Hapı Meme Kanseri İçin Bir Risk Faktörü müdür?

Araştırmalar, doğum kontrol hapı kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara nazaran azda olsa meme kanseri riski taşıdığını tespit etmişlerdir. Hapların kullanımına son verildiğinde, risk oranı normale dönmektedir. 10 yıldan fazla süre önce kullanımın durdurulması, meme kanseri riskinde bir artış olmadığını göstermiştir. Doğum kontrol hapı kullanmayı düşünen kadınların, meme kanseri ile ilgili diğer risk faktörlerini doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

Depot-medroksiprogesteron asetat ve Meme Kanseri

(DMPA; Depo-Provera®), enjekte edilebilen bir progesterondur ve doğum kontrolü için her 3 ayda bir verilir. Az sayıda araştırma, DMPA’nın meme kanseri riski üzerindeki etkisini araştırmıştır. DMPA’nın sürekli kullanımı riski arttırabilir. 5 yıldan fazladır kullanımın durdurulması bir risk yaratmamaktadır.

Menopoz sonrası Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Östrojen ile uygulanan hormon tedavisi (çoğu zaman progesteron ile birlikte uygulanır), menopozun etkilerini yatıştırmak ve osteoporozu (kemiklerin zayıflaması) önlemek için uzun yıllar kullanılır. Daha önceki araştırmalarda, sağlıkla ilgili başka faydalar sağladığı yönünde tespitlerde bulunulurken, son zamanlarda yapılan araştırmalarda aynı bulgulara rastlanmamıştır. Bu tedavi yöntemi; menopoz sonrası hormon tedavisi, hormon replasman tedavisi, menopozal hormon tedavisi gibi birçok isimle anılır.

İki tür hormon tedavisi vardır; Birinci tedavide, kadında hala uterus(rahim) vardır ve östrojen ve progesteron tedavisi uygulanır. Çünkü tek başına östrojen tedavisi uygulaması meme kanseri riskini arttırmaktadır. İkinci tür tedavide ise, kadında uterus (rahim) yoktur. Östrojen tek başına verilebilir. Bu tedavi yöntemine, östrojen tamamlayıcı tedavi veya sadece östrojen tedavisi denir.

Kombine Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Menopoz sonrası kullanılan kombine hormon tedavisi, meme kanserine yakalanma riskini ve yaşamsal riski oranını arttırabilir. 2 yıl kadar az bir kullanım süresinde bile risk söz konusudur. Kombine hormon tedavisi, kanserin daha ileri evrede bulunma riskini de arttırabilir. Risk artışı, yakın geçmişte ve halen hormon kullanan kadınlarda daha fazladır. Bu sebeple, rutin meme kontrollerinin ve tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması, gelecekte oluşabilecek kanserin önüne geçilmesinde kilit rol oynamaktadır.

Hormon kullanımı, menopoz belirtilerini tedavi etmek için kullanılan güvenli bir yoldur. Sentetik versiyonlarına karşın kullanılan “natural” hormonların, daha etkili veya daha güvenli olduğuna dair yeterli delil henüz yoktur. Diğer hormon tedavi türleri ile aynı sağlık risklerini taşımaktadır.

Östrojen Tedavisi ve Meme Kanseri

Menopoz sonrası kullanılan östrojenin meme kanseri gelişme riskini arttırdığı görünmemektedir. Hatta bazı araştırmalar, daha önceden rahmi alınan ve östrojen kullanan kadında meme kanseri riskinin daha az olduğunu göstermiştir. Bazı araştırmalar, 10 yıldan fazla östrojen kullanımında yumurtalık kanseri riskinin de arttığını gözlemlemiştir.

Östrojen tedavisi, meme kanseri riskinin yanında, kalp hastalıkları riski, kanda pıhtılaşma gibi problemleri de arttırır. Kolorektal kanser ve osteoporoz riskini azaltır ancak, osteoporozu önleyen ve tedavi eden daha etkili yollar olduğu için, olası zararları iyice hesaplanmalıdır.

Östrojen tedavisine karar verirken olası riskler ve sizi nelerin beklediğini iyice anlamalı ve bu tedaviyi doktor kontrolünde almalısınız.

Emzirme Meme Kanseri Riskini Azaltıyor mu?

Bazı araştırmalar, emzirmenin (özellikle 1,5 – 2 yıl süren), meme kanserini az da olsa azalttığını öne sürmüştür. Ancak, emzirmenin az olduğu ülkelerde, bu alanda araştırma yapmak pek de kolay değildir.

Alkol Kullanımı Meme Kanserini Tetikler mi?

Alkol kullanımının meme kanseri gelişme riski ile net bir bağlantısı vardır. Risk, tüketilen alkol oranında artar. Hiç içki içmeyen kadınlara nazaran günde bir bardak alkollü içki tüketen kadında az da olsa risk artmaktadır. 2-5 bardak alkollü içki tüketen kadınlarda ise, bu risk 1,5 katı daha fazla olurken aşırı alkol kullanımının, diğer bazı kanser türlerinin gelişme riskini arttırdığı bilinmektedir.

Obezite ile Meme Kanseri Arasındaki İlişki Nedir?

Menopoz sonrası aşırı kilolu veya obez olmak, meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesi, yumurtalıklarınız östrojenin çoğunu üretir ve yağ dokusu çok az bir miktar östrojen üretmektedir. Menopoz sonrası (yumurtalıklar, östrojen üretmeyi durdurduğunda), östrojen çoğu kadına yağ dokusundan gelir. Menopoz sonrası fazla yağ dokusu olması, östrojen seviyesini yükselterek meme kanseri gelişme şansını arttırır. Yüksek insülin seviyesinin, meme kanseri dahil bazı kanser türleri ile bağlantısı vardır.

Ancak, meme kanseri ile kilo arasındaki bağlantı komplikedir. Örneğin; yetişkin olduğunda kilo alan bir kadında risk artarken, çocukluğundan beri kilolu olan kadınlarda aynı risk oranı söz konusu olmayabilir. Ayrıca, göğüs bölgesinde aşırı yağlanma, kalça bölgesindeki yağlanmaya nazaran daha fazla risk teşkil edebilir. Araştırmacılar, vücudun çeşitli bölgelerindeki yağ hücrelerindeki farklılıkların, bu durumu açıklayabileceğine inanmaktadır.

Meme Kanseri Riskini Azaltmada Fiziksel Aktivitenin Önemi

Egzersiz şeklinde yapılan fiziksel aktivitenin, meme kanseri riskini azalttığına ilişkin kanıtlar artmaktadır. Asıl soru, ne kadarlık bir aktiviteye ihtiyaç duyulduğudur. Haftada en az 1,25 – 2,5 saatlik hızlı yürüyüşler, kadındaki meme kanseri riskini %18 oranında azaltmaktadır. Eğer bu yürüyüş, haftada 10 saat olursa, riski biraz daha azaltmaktadır.

Meme Kanseri Riskinde Net Olmayan, Tartışmalı veya Kanıtlanmamış Etkileri olan Faktörler

Beslenme ve Alınan Vitaminler ile Meme Kanseri İlişkisi

Kadının beslenme alışkanlıkları ile meme kanseri riski arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Ancak, sonuçlar tartışmalıdır. Bazı araştırmalar, beslenmenin rol oynadığını tespit ederken, diğer araştırmalar meme kanseri riski üzerinde etkisi olduğuna dair kanıt bulamamıştır. Beslenmede yağ oranına, meyve, sebze ve et tüketimine bakılmıştır. Meme kanseri riski ile net bir bağlantı yoktur.

Araştırmalardan elde edilen tutarsız sonuçlar doğrultusunda vitamin seviyelerine bakılmış, belli bazı besinlerin fazla tüketilmesinden kaynaklı meme kanseri riskinde artış tespit edilmiştir. Bu zamana kadar yapılan hiçbir araştırma, vitamin kullanımının meme kanseri riskini azalttığını göstermemiştir. Ayrıca, kırmızı et ve yağlı besinlerden fakir, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin, genel olarak sağlığınızda faydalı bir etki yaratacağı kesindir.

Yağlı yiyeceklerle beslenmenin, meme kanseri riskini arttırdığı sonucuna daha net varılabilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır. Ancak, yağlı besinlerle beslenmenin, kilo alınmasına sebep olduğu, birçok hastalığı tetiklediği ve sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

Ter Önleyiciler Meme Kanseri Riskini Arttırır mı?

İnternet dedikodularına göre, koltukaltına sürülen ter önleyiciler, cilt tarafından emilerek lenf dolaşımına karışmakta, memede toksin oluşumuna sebep olarak meme kanserini tetiklemektedir.

Bu dedikoduyu destekleyen çok az kanıt vardır. Küçük bir araştırmada, küçük bir meme kanseri tümör örneğinde paraben (ter önleyici ve diğer ürünlerde koruyucu olarak kullanılır) seviyesi izine rastlanmıştır. Ancak, parabenin tümöre yol açıp açmadığı araştırılmamıştır. Bunlar daha önceki bulgulardır. Etkisinin belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Diğer yandan, meme kanseri nedenleri üzerine yapılan geniş çaplı bir araştırmada, koltukaltı ter önleyicileri kullanan ve/veya koltukaltını traş eden kadınlarda meme kanserinin arttığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Kürtaj ve Meme Kanseri

Ne kürtajın ne de düşük yapmanın meme kanseri riski üzerinde etkisi yoktur.

Meme İmplantı Meme Kanserini Tetikler mi?

Silikon meme implantı, meme içinde yara dokusuna sebep olsa da, genel olarak meme kanseri riskini arttırmamaktadır. İmplantlar, standart mamografide meme dokusunun görüntülenmesini zorlaştırır. Ancak, implantın kayması ile alınan ilave röntgen görüntüleri, meme dokusunun daha detaylı incelenmesine olanak sağlayabilir.

Meme Kanserinde Kimyasalların Rolü Nedir?

Kimyasallar konusunda, kayda değer birçok araştırma yapılmış ve meme kanseri riski üzerindeki olası çevresel etkiler anlaşılmaya çalışılmıştır.

Çevrede bulunan bileşiklerin östrojen özellikleri hayvan deneyleriyle laboratuvar ortamında incelenmiştir. Örneğin; bazı plastiklerde bulunan maddeler, kişisel bakım ürünleri, tarım ilaçları gibi ürünler ele alınmıştır.

Bu konu, halk arasında endişe uyandıran bir konudur, ancak meme kanseri riski ile bu maddeler arasında bir bağlantıya rastlanmamıştır. Benzer maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Meme Kanserinde Sigaranın Etkisi Nedir?

Uzun zaman önce, meme kanseri ile sigara kullanımı arasında bir bağlantı bulunmamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, uzun süreli fazla sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığını tespit etmiştir. Örneğin, gençliğinden beri sürekli sigara kullanan bir kadının en yüksek risk grubunda olduğu kesindir.

Gece İşinde Çalışmak Kadında Meme Kanseri Hastalığını Geliştirir mi?

Bazı araştırmalar, gece çalışan kadında – örneğin; hemşirelerde gece nöbeti – meme kanseri gelişme riskinin artabileceğini öne sürmüşlerdir. Son günlerde yapılan bu araştırmalar, konuyu incelemeye devam etmektedir. Bazı araştırmacılar, melatonin seviyesinde meydana gelen değişikliğe bağlı bir etki olduğunu düşünmektedir. Melatonin, özellikle geceleri karanlıkta salgılanan, ışığa karşı duyarlı, hücre yenileyici ve bağışıklık sistemini düzenleyici bir hormondur. Işığa bağlı melatonin üretiminin azalması, vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlayamamasına neden olabilir. İşte bu ihtimal üzerine araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Erken Tanının Önemi

Erken evre meme kanserinin belirlenmesi için tarama testlerinin amacı, belirtileri ortaya çıkmadan kanseri teşhis etmektir. Tarama, test ve muayene yöntemleri kullanılarak hiçbir belirti göstermeyen kişilerde, kanser gibi bir hastalığı tespit etmek anlamına gelir. Erken tespit, meme kanseri ortaya çıkmadan erken tanı konması için kullanılan yaklaşım anlamına gelir.

Tarama testleri uygulanmadan önce ortaya çıkan görünür belirtiler, tespit edilen meme kanserinin meme dışına çoktan yayılmış olduğunu gösterir. Buna karşın, meme kanseri tarama testleri sırasında tespit edilirse, tümör daha küçüktür ve memeyle sınırlıdır. Meme kanserinin büyüklüğü ve yayılma alan genişliği, hastalığın seyri hakkında fikir yürütmek için kullanılacak en önemli faktörlerdir.

Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır. Meme kanseri, yayılmadan önce erken evrelerde tespit edilirse hastaların % 90’ından fazlası normal yaşamını sürdürmektedir. Tümör büyük boyutlara ulaşmadan tanı konulan hastalarda meme korunabilmektedir. Bu nedenle, erken tanı konusunda bireylerin farkındalığı ve doktorların bu konuda duyarlı tutumları son derece önemlidir.

Erken tanı için temelde önerilen birbirlerini tamamlayıcı yöntemler vardır;

• Kişisel (kendi kendine yapılan) meme kontrolleri
• Klinik (doktor tarafından yapılan) meme kontrolleri
• Mamografi/meme ultrasonografisi
• Gerekli diğer tarama testleri

Meme kanseri erken tanısı için 20 yaşından sonra her ay kendi kendine meme kontrollerinin yapılması, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzere doktor tarafından yapılan meme kontrolleri ve iki yılda bir kez mamografi önerilmektedir. Bununla birlikte, daha sonraki mamografi çekimlerinize referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamografi çektirerek filmlerinizi saklamanızı öneririm.

Meme Muayenesi ve Meme Kanseri

Klinik meme muayenesi, doktorunuz tarafından memenize uygulanan fiziksel bir muayene şeklidir. Memede herhangi bir anormallik olup olmadığına bakmak için elin işaret ve orta parmağı, meme üstünde yuvarlak çizilerek, bastırılarak gezdirilir ve anormal bir dokunun ele gelip gelmediğine bakılır. Bir anormallik tespit edildiği takdirde, bulunan yumrunun büyüklüğü veya şekli, meme cildinde veya meme başında renk ve şekil değişikliği kontrol edilir.

Memenin şekli ve dokusu üzerine, yumrunun bulunduğu bölgeye, bu yumruların özellikle cilde yakın veya derinlerde olup olmadığına bakılarak gerekli tetkikler yapılır.

Kendi kendinize muayeneyi, doktorunuzdan öğrenerek adet döneminizin 10 gün öncesinde ve sonrasında olmamak kaydıyla, evde her ay uygulamalısınız. Erken evrede meme kanserini tespit etmek, tedavinizinin %100 başarılı olmasını sağlayacaktır.

Meme Kanserinde Evreleme Tetkiklerinde Radyolojik ve Nükleer Görüntüleme Yöntemleri

Meme Kanserinde Düz Akciğer Grafi Uygulaması; Kolay ve basit bir görüntüleme yöntemidir. Akciğerde kabaca görülebilecek lezyonları gösterir.

Meme Kanserinde Karaciğer Ultrasonografi Uygulaması; Karaciğer dokusunu inceler ve metastaz olup olmadığı konusunda ve safra yolları, karaciğerin damarsal yapısı gibi konularda yol göstericidir.

Meme Kanserinde Tüm Vücut Kemik Sintigrafi Uygulaması; Kemikleri inceleyerek metastaz varsa saptamamızı sağlar.

Meme Kanserinde Mamografi Uygulaması; Memeyi kolayca görüntüleyen klasik bir yöntemdir. Genç ve memesi yoğun bayanlarda duyarlılığı düşüktür. Meme sıkıştırılarak her bir memenin farklı açılardan kesit görüntüleri alınır. Memenizin doku yapısına ve risk durumunuza göre, doktorunuzun belirlediği dönemlerde mamografi çekilmesi yararınıza olacaktır.

Meme Kanserinde Tomosentez Uygulaması; Memeyi 3 boyutlu ve 1mm kesitlerde son derece kapsamlı inceleme olanağı verir. Meme sıkıştırılarak etrafında hareket eden bir makineden düşük doz X ray gönderilir. Elde edilen görüntüler 3 boyutlu görüntülerdir. Çoğu standart mamografiden daha fazla radyasyon kullanılıyor olsa da, problemli bölgenin daha net görüntülenmesi sağlanır ve başka görüntü testine gerek kalmaz. Tomosentez, 2011 yılında onaylanmış bir görüntü testidir, ancak bu teknolojinin tarama ve tanı koyma konusundaki rolü henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Meme MR Uygulaması; Özellikle genç ve yoğun bir meme yapısına sahip bayanlar için çok odaklıdır ve küçük lezyonların karakterinin saptanmasında yol gösterici olabilir. Radyasyon içermeyen bir yöntem olan MR ile özellikle yumuşak dokuların görüntülenmesinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Diğer tanı yöntemleri ile saptanamayan pek çok kanser odağı tespit edilebilir. Ancak, meme kanserinin tespitinde MR tek başına yeterli görülmemektedir.

Meme Kanserinde PET-Tomografi Uygulaması; Günümüzde kullanılan son derece gelişmiş bir görüntüleme teknolojisi olan PET-tomografi, tüm vücudun tümör taramasında etkin bir yöntem olarak kullanılır. Yüksek risk grubundaki meme kanseri hastalarda kanserin evrelenmesi ve takip sonucu ortaya çıkan lezyonların detaylı incelenmesinde ve metastazları olan hastaya uygulanan tedavilerin etkinliğinin saptanmasında sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak, memenin değerlendirilmesi veya tarama yöntemi olarak kullanılması için henüz pratik ve uygun bir yöntem değildir. İnanıyorum ki, PET teknolojisi çok yakın gelecekte sadece memenin taranması ve memede yer alan lezyonların doğru tanınmasında PEM’in (Pozitron Emisyon Mamografi) yerini alacak duruma gelecektir.

Meme Kanserinde Meme Ultrasonu Uygulaması

Sonografi olarak da bilinen ultrason, ses dalgaları kullanılarak vücudun bir bölgesini görüntüleyen metottur. Bu test için, enerji akımını saplatayan mikrofon gibi bir alet cilt üzerine yerleştirilir (genellikle önce jel sürülür). Bu alet, ses dalgalarını emer ve vucüt dokularından seken ekoları toplar. Ekolar, bilgisayar ekranına siyah beyaz görüntü olarak yansır. Bu test acısızdır ve radyasyona maruz kalınmaz.

Meme ultrasonu, zaman zaman fiziksel muayene veya mamografi sırasında ortaya çıkan meme problemleri içinde kullanılır. Bazen de, mamografiye ek yardımda bulunması için yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda destek işlevi görebilir. Ancak, meme kanseri görüntülemesi için mamografi yerine sadece ultrason uygulaması, yeterli sonuç vermediği için tek başına tavsiye edilmez.

Ultrason, bazı meme kitlelerinin değerlendirilmesi için kullanışlı bir yöntemdir. Kistler, sadece fiziksel muayene ile tespit edilemediği için, şüpheli bölgenin kist olup olmadığını söyleyen tek yoldur. Ultrason, bazı meme lezyonlarından biyopsi alınmasına yardımcı olan bir yöntem olarak da kullanılmaktadır.

Ultrason, daha detaylı bir inceleme için mamaografi ile birlikte sıkça kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Ancak, etkisi uygulayan uzmanın tecrübesine ve becerisine bağlıdır.

Peki meme kanserinde kullanılan tedavi yöntemleri nelerdir?

Meme Kanserinde Cerrahi Tedaviler Hakkında Genel Bilgiler

Meme kanseri tedavisinin tarihçesine bakıldığında, geçmişe göre günümüzde bireyin vücut bütünlüğünü korumayı hedefleyen modern cerrahi yöntemler geliştirilmiştir. Özellikle plastik ve rekonstrüktif cerrahideki gelişmeler ve bu ekibin genel cerrahi ekibi ile birlikte entegre çalışması sonucu en zor tümörlerde bile hasta memnuniyeti en üst düzeye çıkarılmaktadır.

Meme Kanserinde Başlıca Cerrahi Yöntemler;

Meme cerrahisinde, tümörün geride kalmayacak şekilde çıkarılması ve koltuk altına yayılım gösteren lenf bezlerinin eksiksiz alınması amaçlanır. Bu hedefe ulaşılırken aşağıda yer alan cerrahi seçeneklerden hasta için en uygun olanı seçilir;

1- Memenin alınması(mastektomi),

2- Memenin kısmen alınması (meme koruyucu cerrahi)

3- Meme cildinin korunarak memenin tamamen alınması ve meme cildi içine hastanın kendisinden yağ doku nakli veya özel dolgu maddeleri ile memenin şekillendirilmesi,

4- Meme cildi ve meme başının korunarak meme içinin tamamen alınması ve meme cildi içine hastanın kendisinden yağ doku nakli veya özel dolgu maddeleri ile memenin şekillendirilmesi,

5- Memenin alınması ve tedavilerin (kemoterapi-radyoterapi) tamamlanması sonrası meme onarımı

6- Tüm bu meme cerrahisine ek olarak koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması veya sentinel (bekçi) lenf düğümü örneklemesi.

Son yıllarda, en popüler olan yöntem meme koruyucu cerrahi uygulama ve koltuk altına yönelik sentinel lenf nodu örneklemesidir. Ancak, bu yöntemin en önemli belirleyicisi tümörün erken dönemde saptanmış olmasıdır.

Meme koruyucu cerrahi yöntemin öncülerinden olan İtalyan cerrah Umberto Veronesi’nin aşağıdaki şu cümlesi konuya son derece açıklık getirmektedir;

“Meme kanseri konusunda erken tanı programlarına katılmış olan bilinçli kadınlar, uygun ve hassas bir tedaviyle ödüllendirilmeli; ağır ve genellikle kabul görmeyen tedavilerle cezalandırılmamalıdır.”

Meme Kanserinde Meme Koruyucu Cerrahi

Çok erken evre veya meme volümünün uygun olduğu durumlarda tercih edilen yöntemlerden birisidir. Hastalığın erken evrede saptanma oranı arttıkça bu yöntemin tercihi de artmaktadır. Bu nedenle bireylerin bilinçli olması ve hastalığın erken evrede yakalanması için kendi kendine meme muayenesi ve mamografi yaptırması son derece önemlidir.

Meme Kanserinde Mastektomi (Modifiye Radikal Mastektomi)

Meme koruyucu cerrahinin yapılamayacağı hastalarda tercih edilen yöntemdir. Ancak meme cildi koruyucu yöntemlerde başarı ve deneyim arttıkça bu yöntemin hastalar ve cerrahlar tarafından tercih edilme oranları azalmaktadır.

Günümüzde meme cerrahisinde kozmetik başarı plastik cerrahinin bu alana desteği ile her geçen gün artmaktadır. Özellikle çok erken evre olmayan ve meme koruyucu cerrahiye uygun olmayan hastalarda hastanın meme cildinin, hatta meme başının cilt ile birlikte korunması cerrahi sonrası kozmetik başarıyı ve hasta memnuniyetini artırmaktadır.

Tüm cerrahi yöntemler hastayla görüşmeli, hastanın yaşı tıbbi ve psikososyal durumu, istek ve beklentileri de dikkate alınarak dengeli bir karara varılmalıdır.

Meme Kanserinde Koltuk altı lenf bezlerinin alınmasında bekçi lenf bezi örneklemesi nedir?

Memede tümörü büyük olmayan hastalarda koltuk altına sirayet oranı düşüktür. Koltuk altı lenf bezi tutulum riski düşük olan hastalarda koltuk altı lenf bezlerinde cerrahi işlem sırasında özel boyalar veya radyoaktif madde enjeksiyonu ile kuşkulu lenf bezleri örneklenebilir ve bunlarda tutulum yok ise koltuk lenf bezlerinin alınmasına gerek olmayabilir.

Bu işlem sayesinde gereksiz koltuk altı lenf bezi ameliyatları azaltılmış olur ve sonrasında gelişebilecek lenf ödem dediğimiz tedavisi güç olan kolda şişlikten hasta korunabilir.

Meme Kanserinde Tıbbi Tedavi Hakkında Genel Bilgiler

Meme kanseri tedavisi, son yıllarda yeniliğin ve bilgi birikiminin en fazla olduğu alanlardan biridir. On yıl öncesine kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta sınıflandırırken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin 4 ana türde olduğu ve farklı tedavi stratejileri ile bireye ve bireyin tümörüne özgü tedavi edilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Meme kanserleri başlıca 4 değişik alt gruba ayrılır. Tedavi kararında hangi tür meme kanseri ile karşı karşıya olduğunuz önemlidir.

• Östrojen hormonuna duyarlı tümörler
• Östrojen hormonuna duyarlı ve aynı zamanda Her2 reseptörü (algacı) taşıyan tümörler
• Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler
• Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır. Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Kemoterapi: Kemoterapi, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ameliyat sonrası ek tedavi yöntemi olarak kullanılır. Ameliyat sonrası olası kanser hücrelerini öldürmek ve/veya koruyucu bir önlem olarak uygulanan tedavi yöntemidir.Tümörü büyük veya lenf bezi sirayeti olan tümörlerde çoğunlukla koruyucu amaçlı kemoterapi tercih edilir. Kemoterapi için genellikle tercih edilen uygulama sayısı 21 günde bir 4-8 kürdür.

Kemoterapi sonrası saç kaybınız için sevimli önlemler alabilirsiniz. Dignicap ile kemoterapi sırasında saçlı derinin soğutulması %85 oranında başarı sağlamaktadır. Bu yöntemi arzu etmezseniz peruklar veya güzel bir bone, şapka tercih edebilirsiniz. Saç kaybı kalıcı bir sorun değildir. Tedaviden 3 ay sonra yerine gelmekte ancak bir miktar kıvırcık olabilmektedir. Ayrıca, henüz çocuk sahibi olmamış meme kanseri bayanlar, uygulanacak tıbbi tedaviler (kemoterapi) öncesi doktorları ile görüşerek yumurtalarını veya evliyseler embriyolarının saklanmasını (dondurulmasını) istemelidirler. Bu sayede kemoterapinin oluşturabileceği doğurganlık kaybından korunabilir ve gelecekte çocuk sahibi olabilme umutlarını sürdürebilirler.

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme Kanserinde Radyoterapi Tedavisi

Ameliyat sonrası koltukaltı ve meme bölgesine uygulanan radyoterapi, olası kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir. Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, özellikle yenileme riski yüksek olan veya meme koruyucu cerrahi müdahale yapılan hastalarda memenin kalan dokusunu korumak amacı ile uygulanır. Bu alanda ortaya konan teknolojik yenilikler, modern cihazlar ve bu teknolojiye hakim donanımlı doktor ve radyofizik uzmanları ile hastalara konforlu bir yaşam ve tedavide memnuniyet verici sonuçlar sağlanmaktadır. Radyoterapi, cerrahi ve kemoterapi erken evre meme kanserinde tedavi ve koruyucu amaçlı uygulanabileceği gibi ileri evre hastalarda, ağrı ve kemikte kırık riskini azaltmak amacı ile de kullanılmaktadır.

Meme Kanserinde Kemoterapi Tedavisi

Kemoterapi, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ameliyat sonrası ek tedavi yöntemi olarak kullanılır. Ameliyat sonrası olası kanser hücrelerini öldürmek ve/veya koruyucu bir önlem olarak uygulanan tedavi yöntemidir.Tümörü büyük veya lenf bezi sirayeti olan tümörlerde çoğunlukla koruyucu amaçlı kemoterapi tercih edilir. Kemoterapi için genellikle tercih edilen uygulama sayısı 21 günde bir 4-8 kürdür.

Kemoterapi sonrası saç kaybınız için sevimli önlemler alabilirsiniz. Dignicap ile kemoterapi sırasında saçlı derinin soğutulması %85 oranında başarı sağlamaktadır. Bu yöntemi arzu etmezseniz peruklar veya güzel bir bone, şapka tercih edebilirsiniz. Saç kaybı kalıcı bir sorun değildir. Tedaviden 3 ay sonra yerine gelmekte ancak bir miktar kıvırcık olabilmektedir. Ayrıca, henüz çocuk sahibi olmamış meme kanseri bayanlar, uygulanacak tıbbi tedaviler (kemoterapi) öncesi doktorları ile görüşerek yumurtalarını veya evliyseler embriyolarının saklanmasını (dondurulmasını) istemelidirler. Bu sayede kemoterapinin oluşturabileceği doğurganlık kaybından korunabilir ve gelecekte çocuk sahibi olabilme umutlarını sürdürebilirler.

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme Kanserinde Hormon Tedavisi

Daha çok meme kanseri hastalarında kullanılan bir tedavi yöntemidir. Östrojen hormonuna duyarlı olan bazı kanser hücreleri, daha hızlı büyür ve çoğalırlar. Bu tedavi yöntemi, östrojen etkisini ortadan kaldırarak kanserin gelişmesini önler. Hormona duyarlı meme kanserinde kemoterapi ve radyoterapi sonrası 5-10 yıl boyunca ağızdan hap şeklinde verilen hormonal tedaviler koruyucu amaçlı uygulanır.

Meme Kanserinde Akıllı İlaç ile Tedavi

Meme kanseri hücrelerinde Her2 reseptör dediğimiz hücreye büyüme uyarısı veren algaçlar için bu tür ilaçlar kullanılır. Bu grup hastalarda, kemoterapi ve hormonal tedaviler tek başlarına yetersiz kalabilirler. Bu algaçları susturmaya yönelik geliştirilen “Herceptin, Tykerb, Perjeta” gibi akıllı ilaçlar, kemoterapi ve hormonal tedavinin etkisini artırmaktadır. Dünyada ve ülkemizde kullanılmakta olan bu grup ilaçların en iyisi “Perjata”yı, özellikle ileri evre meme kanseri hastalarda kullanabiliyor olmamız sevindiricidir.

15 yıl öncesine kadar klasik kemoterapi ilaçları ve tamoksifen (hormonal tedavi) dışında meme kanserli hastalarımız için başka bir tedavi seçeneği yok iken günümüzde yeni ve daha etkin kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik ilaçlar (akıllı ilaçlar), yeni hormonal tedavi ilaçları ve bu ilaçların birlikte kullanımının getirdiği başarılar son derece yüz güldürücüdür. Artan tedavi seçenekleri, cerrahi öncesi (neoadjuvant tedavi), cerrahi sonrası (adjuvant tedavi) ve ileri evre hastalığın tedavilerinde son derece başarılı sonuçları beraberinde getirmiştir.

Günümüzde, “one size fit all” yani “tüm hastalar için tek bir tedavi yöntemi” modeli terk edilmiş, yerini “bireye özgü tedaviler”e bırakmıştır. Bu sayede, hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır. Örneğin; erken evre hormona duyarlı meme kanserinde son yıllarda yapılabilen gen analizi (OncoType DX) ile hastaların büyük bir oranının kemoterapiye bile gerek kalmadan sadece ağızdan hap olarak alınan hormonal tedavi yönteminin uygulanması yeterli bulunabilmektedir.

Gelişen tıbbi tedavi stratejileri ve yeni akıllı ilaçların doğru kullanımı, çok sayıda bilimsel verinin doğru yorumlanması sonucu oluşmaktadır. Tedavi kararı öncesi eldeki tüm hastalar ve tümör verileri detaylı incelenerek dünya çapında kullanılan rehberler (Amerika rehberi; NCCN, Avrupa rehberleri ESMO Guideline, St. Gallen) doğrultusunda analiz edilir ve zor hastalarda onkoloji konseyinin de görüşü alınarak nihai karar verilir. Tedavi kararında hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, bireysel tercihleri, psikososyal özellikleri de göz önüne alınarak hastanın tedavi planına katılımı sağlanır.

Meme kanseri tıbbi tedavisinde tek başarı, doğru hastaya doğru ilaçları damardan veya ağızdan vermekten ibaret değildir. Bu sadece işimizin yapılması zorunlu olan parçasıdır. İşin sırrı sevgi, insana duyduğumuz saygı, umut ve güvenin hasta ve ailesine aktarma çabamızdadır.

Değerlendirme sonrası hastalarımın, meme kanseri konusunda uzman hemşireler yardımı ile tedavileri; klinik onkoloji eczacımız denetiminde güvenli ilaç uygulamalarımız, kemoterapi ve sanat merkezimizde sanatsal aktiviteler, yoga programları eşliğinde uygulanan kemoterapiler ile sürmektedir.

Arzu eden hastalarıma, tedavinin istenmeyen etkilerinden olan saç dökülmesini önlemek amacı ile kemoterapi uygulaması sırasında özel bir cihazla (DigniCap) saçlı derinin soğutulması sağlanmaktadır.

Meme Kanseri Araştırmalarında ve Tedavisinde Yeni Olan Ne?

Birçok ülkede, meme kanserinin nedenleri, önlemleri ve tedavisi için yapılan çeşitli klinik araştırmalar vardır.

Meme Kanserinin Sebepleri

Meme kanseri riskini değiştiren, yaşam şeklini etkileyen faktörlerin ve alışkanlıkların ortaya çıkarılması için araştırmalar devam etmektedir. Devam eden araştırmalar kilo artışı veya kaybı, egzersiz ve beslenme alışkanlıklarının meme kanseri riskine etkisi üzerinedir.

Genetik geçişli meme kanserleri tüm meme kanserlerinin %10’unu kapsamaktadır. Bu sebeple, meme kanserinin en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları için genetik araştırmalar hızlı adımlarla devam etmektedir. Ayrıca, biliminsanları en bilinen gen varyasyonlarının meme kanseri riskini nasıl etkileyebildiğini araştırmaktadır. Herbir gen varyasyonunun, meme kanseri riskinde azda olsa bir etkisi vardır (%10-%20), ancak birlikte kullanımı potansiyel olarak geniş bir etki yaratabilir. 30 yaş altı bayanlarda, her iki memesinde kanser saptananlarda, meme kanseri ve yumurtalık kanserinin her ikisine yakalanan bayanlarda, anne, teyze ve kuzenlerinde meme kanseri saptanan hastalar genetik geçişli meme kanseri ile karşı karşıya olabilirler.

Bu grupta yer alan hastaların genetik geçişli meme kanseri olduklarını anlamak için genetik konsültasyon istenmelidir. Bu grup hastalarda her iki memenin alınması ve hatta koruyucu amaçlı yumurtalıkların alınması önerilebilir.

Çevreden kaynaklı meme kanserinin potansiyel nedenleri, son yıllarda daha fazla dikkat çekmektedir. Bu konuda bilim daha başlangıç safhasında olmasına rağmen alanda aktif araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Kemoprevansiyon Çalışması

Fenretinide ve retinoid meme kanseri riskini azaltmak için kullanılmış olan ilaçlardır. Retinoid’in A vitamini ile bağlantsı vardır. Küçük çaplı yapılmış olan bir araştırmada, bu ilacın meme kanseri riskini tamoxifen kadar azalttığı tespit edilmiş, ancak meme kanseri riskinin azaltılması için ilaçlar üzerinde yapılan araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Yeni Laboratuvar Testleri

Meme Kanserinde Gen İfadesi Araştırmaları

Erken evre meme kanserindeki ikilemlerden biri, doktorunuzun tedavi sonrası kanserin tekrarlaması konusunda yüksek risk taşıyıp taşımadığınızı önceden öngörememesidir. Bu sebeple, tespit edilenler hariç kanserin küçükte olsa kalma olasılığına karşı hemen her kadın, cerrahi müdahale sonrası adjuvan tedavi görür. Adjuvan tedaviden en iyi sonucu alabilmek için araştırmacılar meme kanserini birçok açıdan incelemişlerdir.

Meme Kanserinde Dolaşan Tümör Hücreleri

Araştırmacılar, meme kanseri olan birçok kadında hücrelerin tümörden ayrılarak kana karıştığını tespit etmişlerdir. Dolaşan bu tümör hücreleri, hassas laboratuvar testleri ile belirlenebilir. Bu testler, genel olarak kullanılıyor olsa da, meme kanserinde hastalara ne kadar yardımcı olduğu henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Yeni Görüntüleme Testleri

Meme kanseri olabilecek anormallikleri değerlendirmek için bazı yeni görüntüleme metotları üzerinde çalışılmıştır.

Meme Kanserinde Sintimamografi (moleküler meme görüntüleme) Yöntemi

Sintimamografi, damara enjekte edilen technetium sestamibi olarak adlandırılan kısmen radyoaktif bir iz sürücüdür. İz sürücü, özel bir kamera ile belirlediği kanser hücrelerine yapışır ve görüntü alır.

Bu tekniğin, meme kanseri tespitinde faydalı olup olmayacağı halen araştırma konusudur.

Meme Kanserinde Tomosentez (3 boyutlu mamografi) Yöntemi

Bu teknoloji, kısaca dijital mamografinin daha genişletilmiş halidir. Bu test için meme alttan ve üstten bastırılır ve düşük doz X ray ışını gönderilerek farklı açılardan görüntü alınır. Bu görüntüler, 3 boyutlu olabilir. Standart 2 açılı görüntü alan mamografilerden daha fazla radyasyon kullanılmasına rağmen problemli bölgede daha net bilgiler verebilmektedir. Ancak, bu teknolojinin tarama ve tanı koyma üzerindeki rolü henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Diğer kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri’nde de, hastalığın evresi tedavi yöntemini belirler. Son yıllarda, meme kanserinin tedavisinde kaydedilen önemli gelişmeler ve yeni tedavi olanakları, hastalığın erken teşhisi ile tedavi edilebilmesine ve tamamen yok edilebilmesine imkan sunmuştur. Genellikle cerrahi yöntemle tedavi edilen bu hastalıkta, erken evrede artık meme kaybı olmadan gelişmiş tekniklerle yayılması önceden tespit edilerek önlem alınabilmekte, direk tümörün kendisine müdahale yapılabilmektedir. İlerlemiş evrede ise, göğsün alınması söz konusu olduğunda plastik cerrahi teknikleri ile meme rekonstrüksiyonu (yeni bir meme) yapılmaktadır.

Meme Kanserinde Onkoplastik Cerrahi Müdahale

Meme Koruyucu ameliyat (lampektomi veya kısmi mastektomi), erken evre meme kanseri için sıkça kullanılan bir metottur. Ancak, bazı kadınlarda farklı ölçü ve/veya şekillerdeki memeler için de uygulanabilir. Daha geniş tümörlerde bu metot mümkün olmayabilir ve yerine mastektomi gerekebilir. Bazı doktorlar, onkoplastik cerrahi müdahale olarak bilinen kanser ameliyatı ile plastik cerrahi tekniklerini birleştirerek sorunu çözmektedirler. Bu metot, memeyi cerrahi müdahale sırasında tekrar şekillendirmeyi içerir. Bu yaklaşım çok yenidir ve tüm doktorlar bu metotla kendilerini rahat hissetmeyebilirler.

Meme Kanserinde Meme Rekonstrüksiyon Cerrahi

Meme kanseri olan ve meme koruyucu tedaviyi seçen kadın hasta sayısı gittikçe artmaktadır. Ancak, tıbbi veya kişisel nedenlerden mastektomi seçen kadınlarda vardır. Bazıları ise, memenin görünümünü yenilemek için rekonstrüktif (yeniden yapılandıran) ameliyatı tercih ederler.

Mikrovasküler ameliyatta (yeniden bağlanan kan damarları) teknik ilerleme, memenin yeniden yapılandırılması için serbest flep (vücudun bir kısmından kesilip memeye eklenen doku parçası) yöntemine seçenek sağlamıştır. Birkaç yıldan beri oluşan meme implantı ile bağışıklık sistemi hastalıkları arasındaki olası bağlantı üzerine oluşan endişe, bazı kadınların meme yapılandırmasında implant yöntemini seçme cesaretini kırmıştır.

Ayrıca, implantlar olası bazı yan etkilere (sert yara doku formasyonu gibi ) neden olsa da, bu ameliyatı olmayan kadınlara nazaran daha fazla bağışıklık sistemi hastalık riski taşımazlar. Bunun yanında, meme implantının meme kanseri tekrarlama veya yeni kanser formu geliştirme riskini arttırdığı endişesi, kanıtlarla desteklenmemiştir.

Erken Evre Meme Kanserinde Cerrahi Sonrası Tedavi

Meme ve koltuk altı lenf bezleri dışına yayılmamış kanserlere erken evre meme kanseri denir.

Meme kanseri ameliyatı sonrası koruyucu amaçlı kemoterapi, akıllı ilaç uygulaması ve/veya hormonal tedavi, radyoterapi uygulanabilir.

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır.

Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Meme Kanserinde Radyoterapi Tedavisi

Meme koruyucu ameliyat sonrası radyoterapi görmesi gereken kadınlar için, hipofraksiyonlu radyoterapi veya hızlandırılmış kısmi meme ışınlaması gibi daha yeni teknikler kullanılarak daha etkili sonuçlar elde edilebilir. Kanserin tekrarlamasını önlemek için, bu tekniklerin standart radyoterapiye nazaran etkisi üzerine çalışmalar halen devam etmektedir.

Meme Kanserinde Yeni Kemoterapi İlaçları

İlerlemiş meme kanserinin tedavisi genellikle zordur. Bu sebeple, araştırmacılar sürekli daha yeni ilaçlar için araştırma yaparlar.

İlaçlar, BRCA mutasyonu sonucu oluşan kanseri hedeflemesi için geliştirilmiştir. Bu ilaçlar, PARP inhibitörleri olarak adlandırılır ve yayılma göstermiş diğer tedavilere direnç gösteren prostat, yumurtalık ve meme kanserlerinin tedavisinde umut vadetmektedir. BRCA mutasyonu olmayan hastalara da yardımcı olup olmadığı ayrı bir araştırma konusudur.

Meme Kanserinde Hedefe Yönelik Tedavi

Hedefe yönelik tedaviler, özellikle kansere neden olan hücrelerdeki gen değişikliği konusunda avantaj elde etmek için kullanılan bir grup yeni ilaçtır.

Meme Kanserinde HER2’yi Hedefleyen İlaçlar

Son günlerde, HER2 proteini pozitif meme kanseri hastalar için yeni bir ilaç, Amerikan İlaç Dairesi tarafından onaylanmıştır. TDM-1 yöntemi olan ado-trastuzumab emtansine adlı bu ilaç, trastuzumab etken maddeli bir monoklonal antikora kemoterapi ilacının da bağlanmış formudur. Mekanizma son derece nettir: Monoklonal antikor, yani biyolojik tedavi ajanı gidip meme tümörüne bağlanır, ucuna takılı kemoterapi ilacı da kanserin içine girer ve kanser hücresini orada etkisiz hale getirir. T-DM1 şimdilik sadece HER 2 pozitif gruptaki (HER 2, kanser hücresinin üzerinde bulunan ve büyümesini tetikleyen bir molekül) meme kanseri hastalarına uygulanmaktadır. Olumlu sonuçlar, direk kanser hücrelerinin içini hedefleyen yeni bir kemoterapi tedavi yöntemini başlatabilir.

Önceden trastuzumab ve taksan ile tedavi görmüş ilerlemiş meme kanseri olan kadınlara, karşılatırma için ado-trastuzumab emtansine, capecitabine (Xeloda) ve lapatinib (Tykerb) kombinasyonu uygulanmıştır. Ado-trastuzumab emtansine uygulanan kadın hastaların tümörlerinde küçülme olduğu ve yaşam sürelerinin uzadığı tespit edilmiştir.

Bu ilaç, damardan her 3 haftada bir kere verilir. En sık rastlanan yan etkileri; halsizlik, mide bulantısı, kas ve kemik ağrıları, düşük trombosit sayısı, başağrısı ve kabızlıktır. Nadir de olsa, ciddi alerjik reaksiyon, karaciğer hasarı, kalp hasarı ve akciğer problemleri gibi oluşabilen daha ciddi yan etkileri vardır. Meme kanserinin tedavisi için kullanılan hedefe yönelik diğer ilaçlar gibi hamilelik döneminde kullanılması tavsiye edilmez.

Meme Kanserinde Anti-anjiyogenez İlaçlar

Kanser, hücrelerinin beslenmesi için kan damarları oluşturur. Buna, anjiyogenez denir. Meme kanserinde anjiyogenez araştırması, hastalığın seyrinin tahmin edilmesine yardımcı olabilir. Bazı araştırmalar, çevresi yeni ve küçük birçok kan damarları ile sarılmış meme kanserinin daha agresif olduğunu daha önce tespit etmişlerdir. Ancak, bu bulgunun onaylanması için daha fazla araştırma gereklidir.

Bevasizumab (Altuzan), anti-anjiyogenez ilaçlara bir örnektir. Bevasizumab, meme kanseri tedavisinde yardımcı olmamış olsa da, bu yaklaşımın gelecekte meme kanseri tedavisinde faydalı olacağı araştırmalarla kanıtlanabilir. Halihazırda farklı birkaç anti-anjiyogenez ilaç, klinik deneylerler test edilmektedir.

Meme Kanserinde Hedefe Yönelik Diğer İlaçlar

Hedefe yönelik tedavide kullanılan Everolimus (Afinitor) adlı ilaç, hormon tedavisinde kullanılan ilaçların işlevselliğini arttırmaktadır. Menopoz sonrası ilerlemiş hormon reseptör- positif meme kanseri olan kadınlarda eksemestan (aromasin) ile birlikte verilmesi onaylanmıştır. Erken evre meme kanseri tedavisinde ve hormon tedavisinde kullanılan diğer ilaçlarla birlikte test edilmiştir.

Tek başına letrozol yerine everolimus ile birlikte yapılan uygulama, cerrahi müdahale öncesi meme tümörünü daha fazla küçültmüştür. Tamoksifen ile birlikte kullanılan everolimus ise, ilerlemiş hormon reseptör- positif meme kanseri tedavisinde fayda sağlamaktadır. Yeni meme kanseri ilaçları için diğer potansiyel hedefler, geçtiğimiz günlerde belirlenmiştir. Hedefe yönelik ilaçlar üzerine yapılan araştırmalar halen güncelliğini korumaktadır. Ancak, bu klinik araştırmaların çoğu henüz daha başlangıç safhasındadır.

Bifosfonatlar ve Meme Kanseri

Bifosfonatlar, metastatik meme kanserinde kemiklerin kırılma riskini azaltmaya ve güçlendirmeye yarayan ilaçlardır. Zoledronik asit (zometa), bifosfonat ilaçlara örnek olarak verilebilir.

Bazı araştırmalar, zoledronik asitin hormon tedavisi, kemo gibi diğer sistemik tedavilerde yardımcı olabileceğini öne sürmektedir. Yapılan araştırmalardan biri, meme kanseri olan kadınlarda zelodronik asit ve kemo tedavisinin birlikte tümörü daha çok küçülttüğünü tespit etmiştir.

Diğer araştırmalar, kemo veya hormon tedavisi gibi adjuvan tedavilerle zelodronik asit verildiğinde etkisini incelemişlerdir. Bu zamana kadar elde edilen sonuçlar karışıktır. Bazı araştırmalar, bu yaklaşımın kanserin tekrarlama riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermiştir. Ancak, diğer araştırmalarda aynı sonuçlar elde edilememiştir. Son bilgiler, bu ilaçların genç yaştaki kadınlarda meme kanseri tekrarlama riskini arttırabileceği yönündedir. Bifosfonatların, erken evre meme kanserinde, standart tedavinin bir parçası olup olamayacağı konusunda daha fazla bilgi edinilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Meme Kanseri Tedavisinde Denosumab

Denosumab (Xgeva, Prolia)’da, metastatik meme kanserinde zayıf düşen kemiklerde kırılma riskini azaltmak ve kemikleri güçlendirmek için kullanılabilir. Adjuvan tedavi ile birlikte kullanıldığında yardımcı olup olamayacağı üzerine çalışmalar devam etmektedir.

Meme Kanseri ve D Vitamini İlişkisi

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliğinin erken evre meme kanseri kadınlarda, hastalığın tekrarlama olasılığını arttırdığını göstermiştir. Bulguların onaylanması için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Ancak, D vitamini almanın faydalı olduğuna dair bilgiler henüz netlik kazanmamıştır. Gene de, doktorunuzdan D vitamini seviyenizin ölçülmesini talep ederek, sağlıklı seviyede olup olmadığını kontrol ettirmek isteyebilirsiniz.

Meme Kanserinde Rehabilitasyon Desteği

Onkoloji alanında rehabilitasyon programları son derece önemlidir. Meme kanseri tanısı konan ve cerrahi müdahale ile meme dokusunun bir kısmını veya tamamını yitiren hastalar rutin psikolojik rehabilitasyon, fiziksel rehabilitasyon programlarına (omuz kısıtlılığı ve lenf ödem tedavisinde masaj) alınmalıdır. Tedavileri tamamlanmış veya tedavi süresince arzu eden hastalar, cinsel rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli bu konuda eşleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

Meme Kanserinde Omuz Kısıtlılığı, Lenf ödem ve Rehabilitasyonu

Meme kanserli hastalarının hemen hemen çoğunda ameliyattan (koltuk altı lenf bezleri alınması) sonra omuz kısıtlılığı ortaya çıkar. Doğru ve erken dönemde planlanan egzersiz ve rehabilitasyon programları ile hastalar bu sorundan kısa sürede kurtulmakta ve yaşam boyu süren takip programları ile kalıcı omuz kısıtlılıkları ile karşılaşma oranları en aza indirilmektedir.

Kolda lenf ödem; hastaya uygulanan ameliyat, koltuk altına uygulan radyoterapi ile ilişkili olarak hastaların yaşamlarının bir döneminde karşılarına çıkabilmekte ve bazı hastalarımızın yaşam kalitesini son derece bozabilmektedir. Meme kanserli hastalarda bu oran, yaklaşık 4 hastanın birinde gözlenir. Lenfödemin başlıca nedeni, koltuk altı lenf bezlerinin alınması sonucu lenfatik dolaşımın bozulmasıdır. Bu istenmeyen durumun ortaya çıkmaması için hastalar, ameliyat sonrası erken dönemde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü Ekibi tarafından değerlendirilmeli ve yaşam boyu takip programına, gerektiğinde lenfödem masajı ve tedavi programlarına dahil edilmelidir.

Meme Kanserinde Psikoterapi Desteği

Meme kanserli hastalarda tanı ile başlayan, cerrahi ve radyoterapi, kemoterapi ile devam eden süre, hasta ve ailesi için son derece yaralayıcı bir sürece neden olmaktadır. Bu süreçte, hasta ve ailesinin psikolojik olarak yara alması kaçınılmazdır. Meme kanseri hastalar ve ailesinden arzu eden bireylerin (anne baba, eşi ve çocukları) psikolojik parametreleri (anksiete ve depresyon skalaları) ölçülmelidir. Bu ölçümler sonucu, gerektiğinde hasta ve ailelerine psikiyatr desteği ile birlikte alanında yetkin psikologlardan oluşan ekipler ile yaşamları boyunca destek sunulmalıdır.

Meme Kanserinde Cinsel Rehabilitasyon Desteği

Meme kanseri tanısı sonrası hastaya uygulanan cerrahi tedavi, kemoterapi ve hormonal tedaviler sonrası, bireyin bedeninde kalıcı ve bireyin psikolojisinde yaralayıcı değişikliklerin yanı sıra hormonal dengesinde de ciddi değişiklikler olmaktadır. Bazı hastalar kemoterapi sonrası geçici veya kalıcı menopoza (yumurtalık fonksiyonları durmakta) girer. Tedavi etkinliğini ve başarısını artırmak amacı ile menopoza girmemiş bazı hastaların yumurtalık fonksiyonlarını özel ilaçlar yardımı ile susturmakta yani menopoza girmelerini sağlamaktayız. Tüm bu durumlar, hastada vajinal kuruluğa, cinsel isteksizliğe ve beğenilmeme, istenmeme korkusuna yol açmaktadır. Bu koşullar altında, meme kanseri hastasının ve eşinin sağlıklı bir cinsel yaşantıya sahip olmaları beklenemez. Yeme içme gibi son derece gerekli ve insani bir ihtiyaç olan cinsel yaşam birçok onkoloji kliniklerince hasta yoğunluğu nedeniyle göz ardı edilmekte, bilgi, beceri ve deneyim eksikliği, zaman yokluğu gibi nedenlerle de tamamen yok sayılmaktadır. Hastada, “benim hayatımı kurtarıyorlar böyle bir şeyi söylemeye ve talepte bulunmaya hakkım yok” düşüncesi ile problemini dile getirememekte ve günlük yaşantısı içinde her gün biraz daha yalnızlığa, aile içi problemlere, hatta boşanmalara doğru giden sürece doğru yol almaktadır.

Meme kanserli hastalarda cinsel problemlerin gözlenme oranı %70’ler düzeyindedir. Tüm bu problemlerin ayrıntılarına bakıldığında problemlerin 2/3’nün kısa bir değerlendirme sonrası birkaç öneri ile hasta ve eşine güven aşılanması sonucu çözülebileceği bilinmektedir. Geriye kalan az bir kısmında ise hasta ve eşine önerilebilecek tıbbi ve psikolojik destekler sayesinde üstesinden gelinebilmektedir. Bu konuya yönelik uluslararası kadın seksualitesi konusunda ilave eğitimler almış olan Jinekoloji ve Kadın Doğum Uzmanı Op.Dr.Dilek Erdoğru’nun ülkemizde ilk kez başlattığımız rutin meme kanseri hastalarında cinsel rehabilitasyon programımız, iki haftada bir gün standart bir hizmet olarak kliniğimizde sunulmaktadır. Programımıza aldığımız hastalardan birisinin ilk değerlendirme ve rehabilitasyon sonrası programa kendisini yönlendiren doktora minnetini sunmak adına elini öpmeye çalışması ve “hocam bu güne kadar bizim bu sorunumuzla kimse ilgilenmedi, size minnettarız” ifadesi memnuniyet verici olmakla birlikte son derece düşündürücüdür de.

Meme Kanseri Olan Hastalarda Beslenme ve Alternatif Tıp Ürünleri

Beslenme ve Alternatif tıp ürünleri, dünyada ve ülkemizde üzerinde en çok durulan, hasta ve yakınlarının kafalarının karışmasına zaman zaman da yaşamları için en önemli tedavilerini aksatmalarına neden olabilecek bir konudur. Kanser hastası, kanser tanısı konduktan sonra doktordan bir daha kansere yakalanmaması veya acilen iyileşmesi, savunma sisteminin güçlenmesi için bir beslenme listesi bekler ve böyle bir liste verilmeyince de hayal kırıklığına uğrarlar. Hatalı yanlı haberler, alternatif tıp ürünü pazarlayan bazı özel kuruluşlar ve bireylerin hasta ve ailesinde oluşturduğu yanlış bilgi yönlendirmeleri altında; hastalar hekimlerden bazı bitkiler önermesini, yiyecekleri gıdaları tek tek oranlarına kadar yazmasını bekler. Günümüze değin yapılan çalışmalar göstermiştir ki kanser tanısından sonra beslenme için yapılacak özel takviyeler ancak hastanın iştahının azalması, yeterli beslenememesi, kilo kaybetmesi durumu içindir. Bunun dışında tüm bireylere önerilen “sebze ve meyve ağırlıklı, kırmızı etten fakir beyaz et oranını artıran beslenme modeli” genel durumu iyi olan ve beslenebilen birçok kanser hastası için yeterlidir. Ancak, yukarda belirttiğimiz hallerde, hastanın tedaviye veya hastalığa bağlı devam eden kilo kaybı, ağızdan gıda alamama, ağız yaraları, uzun süren ishal, uzun süren bulantı kusma, vitamin eksikliği gibi durumlarında özel beslenme ekiplerince damardan veya ağız yolu ile özel gıdalar ve vitamin ile destekleri yapılmalıdır.

Erken evre meme kanserli hastalar, özellikle tedavileri sırasında aşırı yemekten ve tuzlu gıdalardan kaçınmalı ve tedavi öncesi alerjik yan etkiyi azaltmak amacı kullanılan kortizonun iştahı artırıcı ve kilo ve ödem yapıcı etkilerine karşı dikkatli olmalılar. Bu dönemde birde halsiz ve güçsüz kalmama adına tüketilen, bal, pekmez gibi yüksek kalorili gıdalar hastalarda istenmeyen sonradan verilmesi son derece güç aşırı kilo alımlarına neden olabilmektedir.

Geçtiğimiz yirmi yılda popüler olan vitaminler, antioksidan özellikleri ile “bizleri genç tutacak cildimizi pürüzsüz kılacak, kanser tedavileri sırasında yan etkilerden koruyacak” varsayımı ile yoğun bir kullanım alanı bulmuştur. Ne var ki, son 5 yılda yapılan kapsamlı çalışmaların sonucunda, gereksiz ve doktor önerisi dışında kullanılan vitaminlerin vücudumuza yarardan çok zarar verdiği, hatta bazı kanser türlerinin artışına bile neden olduğu saptandı. Bunun üzerine dünyada ve ülkemizde alternatif tıp pazarı ve pazarlayıcıları hedeflerini bitkisel ürünlere çevirdi. Ancak, doğal gibi görünen bu ürünlerin de özellikle kemoterapi ve diğer tıbbi tedaviler ile istenmeyen etkileşimleri bir çok hastayı ve tedavi sorumluluğunu alan doktoru zor durumda bıraktı. Son derece yetersiz veriler ile yararlı olduğu savunulan bitki ve bitkisel ürün kullanımının, günümüzde hastalara zarar verebileceği ve doktorun haberi olmaksızın asla uygulanmaması gerektiği kabul görmüş bir tavır olmalıdır.

Gerek meme kanseri olsun gerekse diğer tüm kanserlerin tedavisinde bulantı kusma için 0.5-1mg ağızdan hap şeklinde Zencefil kullanımının kanıtlanmış yararı vardır ve onkoloji literatürüne bilimsel kanıt olarak girmeyi başarmış bitkisel bir üründür.

Meme Kanserinde Ozon Tedavisi

Ozon tedavisinin dünyada ve ülkemizde kullanımı giderek artmaktadır. Gözlenebilir yan etkisinin az olması kolay uygulanabilirliği, ciddi bir bilgi birikimi ve tecrübeye ihtiyaç duyulmaması ve yararını tanımlayan teorisinde cazibe, uygulayıcıların maddi tatmini, yasal boşluk, bu alanı her geçen gün daha da popüler kılacaktır. Elimizde kanser alanında güvenilir, tatmin edici ve onkoloji camiasının kabul edebileceği bilimsel literatürler olmadan kanseri önleme, iyileştirme veya yan etkilerini azaltma amacı ile hastalarıma ozon tedavisini önermem mümkün değildir.

Meme Kanserinde Isı (Hipertermi) Tedavisi

Hipokrat’ın tıp tarihine yazılmış bu sözü “I would cure all disease, If I produce fever” ısıyı vücutta oluşturabilseydim tüm hastalıkların üstesinden gelirdim sözü son derece manalıdır. 1800’lerin sonunda Cerrah William Cole ile başlayan ısı ile kanser tedavi yöntemi geçtiğimiz yüz yılda ciddi düzeyde yol almıştır. Tüm Vücut Hipertermi Tedavisi ve Bölgesel Hipertermi Tedavi tedavileri özel geliştirilen cihazlar yöntemi ile hastaların vücut ısılarını veya tümörlü bölgenin/tümörün ısısını artırmayı hedeflemektedir. Kombine kullanımda, eş zamanlı uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırdığını gösterir çalışmalar vardır. Ancak, var olan cihazlar, cihazların ısıyı oluşturma yöntemleri (elektrohipertermi, mikrodalga ile hipertermi, tüm vücudu ısıtarak hipertermi) arasında son derece farklılıklar vardır. Avrupa’da çok sayıda klinikte uygulanıyor olmakla birlikte ülkemizde bu alana ilgi yenilerde başlamıştır. Hastalara hipertermik tedavi yöntemleri ile şifa vadetmek ve hastaları yönlendirmeye çalışmak doğru bir yöntem değildir. Standart tedavi uygulamaları ile şansı daha az olan bazı hastalara uygulanan tedavilerin etkinliğine bir miktar daha katkı sağlaması amacı ile yardımcı bir tedavi yöntemi olarak sunulabilir. Bu yöntemler, kanser ve tedavisinde asla kendi başına temel tedavi yöntemleri olarak sunulamaz.

Meme Kanserinde Aşı Tedavisi

Aşı tedavisi, kanserde üzerinde uzun yıllardır çalışılan tedavi yöntemlerinden biridir. Bireyin kendi tümörüne karşı özel metotlar kullanılarak savunma hücrelerine tanıtma ve bu hücreleri tümöre karşı aktif hale getirme çabası olan Dentritik Hücre Tedavisi denenmiş, ancak hastalarda arzulanan faydalar elde edilememiştir. İki binli yılların başında, özellikle Avrupa’da sıklıkla kullanılmış ancak yararı ve rutin kullanımı için bilgi birikimi henüz yeterli kanıt düzeyine ulaşamamıştır.

Meme kanserinde aşı tedavisi, halen bir araştırma konusudur. Bu konuda, hastaların kendilerini takip eden doktorun görüşünü almadan yurtdışında umut tacirliği yapan sözde doktor ya da sağlık kuruluşlarına başvurmalarını tavsiye etmeyiz.

Meme Kanserinde Tamamlayıcı Tedavi Yöntemleri

Meme kanseri tedavisinde modern tedavi yöntemlerinin yanı sıra, hastalığa bağlı veya tedaviye bağlı yakınmaları azaltmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen kanıta dayalı tamamlayıcı tedavi yöntemleri hastalara sunulmalıdır.

Meme Kanserinde Sanatsal Tedaviler

Kemoterapi ve Sanat Evi’mizde, kemoterapi alan ve klinikte yatan hastalarımıza deneyimli sanatsal tedavi ekibimiz ile el işi ve resim aktivitelerimiz gün boyu devam etmektedir. Hastaların memnuniyetlerini artıran, yaşamlarını ve tedaviye bakışlarını değiştiren bu aktivitelerin tedaviye olan motivasyonu, hastaların yaşam kalitelerini ve kliniğe adaptasyonu artırdığına yürekten inanmaktayım.

Meme Kanserinde Yoga ile Destek Tedavi

Hasta ve hasta yakınları ve klinik çalışanlarına yönelik yoga aktiviteleri dünyada bilimsel otoritelerce tavsiye edilmektedir. Çok sayıda bilimsel makalede yoganın, kanserli hastalarda uyku bozukluğu, mood bozukluğu, anksiete ve diğer yaşam kalitesi parametreleri üzerine olumlu yönde etkisi olduğunu kanıtlamıştır. İçerisinde gevşeme, germe, hayalde canlandırma ve meditasyon gibi öğeler barındıran yogayı, meme kanserli hasta ve ailelerine önermekteyim.

Meme Kanserinde Diğer Destek Tedavi Yöntemleri

Bilimsel kanıtlar doğrultusunda diğer yöntemler (akupunktur, refleksoloji, hipnoterapi, dinsel tedaviler) ise gelişmiş ülkelerde yer alan onkoloji kliniklerinde yardımcı yöntemler olarak uygulanabilmektedir. Akupunktur ağrı, halsizlik, ateş basması gibi hastanın yaşam kalitesini azaltan şikayetleri azaltmakta etkili olabilecek bir yöntemdir. Ancak, bu yöntemlerin kullanılmasında amaç kanserin akupunktur ile tedavisi olmamalı, hastalığın veya tedavinin neden olduğu tatsız yakınmaların tedavisine yönelik olmalıdır.






Değerli ziyaretçim,
Sizleri bir konuda uyarmak isterim…Web sitemdeki bilgilerden yola çıkarak herhangi bir tedavi stratejisi belirlenemez. Bu sitede yer alan hiçbir bilgi sizin için bireysel bir tedavi seçeneği olamaz. Verilen tüm bilgiler, sadece eğitim ve bilgi aktarımı için hasta veya hastalarımıza yönelik bir kaynaktır. Bu nedenle, bu sitede okuduğunuz herhangi bir bilgiyi mutlaka hekiminizle paylaşmalı ve sizler için faydalarını tartışarak hekiminizin kararı ile yol almalısınız.

KANSER TÜRLERİNE GÖRE
TANI ve TEDAVİ YÖNTEMLERİ
KANSER TEDAVİSİNDE
GENEL BİLGİLER
KANSER TEDAVİSİNDE
YAN ETKİLER ve YÖNETİMİ
20 SLAYT İLE
KANSER EĞİTİM SUNUMLARI

ETİKETLER

www.drozdogan.com | Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan | Kanser Hastaları Yakınları İçin Web Sitesi

Prof Dr Mustafa ÖZDOĞAN Tıbbi Onkoloji Uzmanı