^ Başa Dön

Tedavi Yöntemleri » Kanser Türlerine Göre Tanı ve Tedavi Yöntemleri » Meme Kanseri

MEME KANSERİ NEDİR?

Normal Meme Yapısı Nasıl Olur?

Meme kanserini anlamak için normal meme yapısı hakkında bazı temel bilgileri paylaşmak yardımcı olacaktır.

Dişi meme, lopçuk(süt üreten bezeler), süt kanalları (meme başına sütü taşıyan küçüp kanallar) ve stroma’dan ( süt kanalları, lopçuklar, kan damarları ve lenfatik damarları çevreleyen yağ ve bağ dokusu) oluşur.

Meme kanserlerinin çoğu, süt kanallarındaki hücrelerde başlar. Bazıları, lopçuklarda, çok az sayıda meme kanseri ise diğer dokularda oluşur.

Meme Kanseri ve Memenin Lenf (Lenfatik) Sistemi

Meme kanserinin yayılma şekillerinden biri lenf sistemi olduğu için genel yapısını anlamak önemlidir. Bu sistemin bazı bölümleri vardır.

Fasülye şeklinde olan lenf bezleri, lenf damarlarına bağlı küçük bağışıklık sistemi hücreleridir. Lenf damarları, memeden lenf adı verilen berrak sıvıyı (kan yerine)taşıması dışında küçük damarlar gibidir. Lenf doku sıvısı, atık maddeler ve bağışıklık sistemi hücrelerini içerir. Meme kanseri hücreleri, lenf damarlarına girerek lenf bezlerinde gelişmeye başlayabilir.

Memedeki lenf damarlarının çoğu, koltuk altındaki lenf bezlerine bağlanırken, bazı lenf damarları, göğüse (internal mamariyal lenf bezleri) ve köprücük kemiğinin ya üstüne ya da altına bağlanır.

Kanser hücreleri, lenf bezlerine yayıldıysa, bu hücrelerin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılmış olması yüksek ihtimal dahilindedir. Lenf bezlerinde ne kadar çok meme kanseri varsa, diğer organlara da o kadar çok yayılmış demektir. Bu yüzden, bir veya birden fazla kanserli lenf bezi, tedavi planını etkiler. Ancak, lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunan kadınların hepsinde metastaz gelişmez. Bazı kadınlarda ise, lenf bezlerinde kanser hücreleri yoktur ancak sonradan metastaz gelişir.

Memede İyi Huylu Kitle ve Kistleri

Memede bulunan kitlelerin çoğu kanser değildir (benign-iyi huylu). Ancak, bazılarının örnek alınarak kanser olup olmadığı laboratuvar ortamında incelenmelidir.

Memenin Kistik Hastalığı

Teşhis edilen kitlelerin çoğu, fibröz ve/veya kistiktir. Meme dokusu içinde oluşan benign (iyi huylu)kitle ile meydana gelen değişikliklerdir (Daha önceden fibrokistik hastalıklar olarak adlandırılan fibrokistik değişiklikler denir). Fibröz yara şeklinde bir (lifli) doku, kist ise içi sıvı dolu keseciklerdir. Tanı memede kitle, şişlik, hassasiyet veya ağrı gibi bazı belirtilere bağlı olarak konur. Bu belirtiler, kadının regl döneminden hemen önce daha da kötüleşme eğilimindedir. Memelerde yumru bazen de meme uçlarında belirgin veya hafif bir akıntı farkedilebilir.

Memede Fibroadenom ve İntraduktal Papillom

Fibroadenom veya intraduktal papillom gibi benign meme tümörleri, anormal gelişme gösterir ancak kanser değildir ve memeden başka organlara yayılmaz. Hasta için yaşamsal tehdit içermez.

Buna rağmen benign meme vakaları önemlidir. Çünkü, meme kanseri gelişme riski yüksektir. Bu nedenle, gerekli tetkikler sonucu cerrahi müdahale ile tümörlerin alınması yerinde bir karar olacaktır.

Meme Kanserinde Genel Kanser Terimleri

Erken tanı konulduğunda tedavi edilebilen bir hastalık olan meme kanserini tanımlayan bazı anahtar sözcükler aşağıda yer almaktadır:

Memenin Karsinomu

Bu terim, kanser meme gibi organın dış tabakasında, epitel hücrelerin başladığı noktalar için kullanılır. Meme kanserlerinin hemen hemen hepsi karsinomdur (duktal karsinom veya lobüler karsinom).

Memenin Adenokarsinomu

Karsinom’un bir türü olan adenokarsinom, bezdoku’da (madde üreten ve salgılayan doku)başlar. Memenin süt üreten bezdokuları olan kanallar ve lopçuklarda başlayan kanser, adenokarsinom olarak adlandırılır.

Memede Karsinoma in situ

Bu terim, başladığı hücre katmanıyla sınırlı erken evre kanser için kullanılır. Meme kanserinde, in situ demek kanser hücrelerinin kanallarla sınırlı kaldığı anlamına gelir. Hücreler, daha derinlerdeki dokularda gelişmemiştir veya vücudun diğer organlarına yayılmamıştır.

Memenin İnvaziv (kötü huylu) Kanseri

İnvaziv (yayılan) kanser, hücrenin üst katmanı olan başladığı yerden daha ileri yayılma göstermiştir. Meme kanserlerinin çoğu, invazif karsinom’dur – ya invaziv duktal karsinom veya invazif lobüler karsinom olarak adlandırılır.

Meme Kanserinde Sarkom

Sarkom, yağ dokusu, kas dokusu veya kan damarları gibi bağ dokularında başlayan kanserlerdir. Memede sarkom, nadir rastlanan bir kanser türüdür.

Meme Kanserinde İstatistiksel Sonuçlar

Meme kanseri meme dokusunda ortaya çıkan ve yayılma özelliği gösteren bir kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, kadın kanserlerinin üçte birinden fazlasını oluşturmaktadır.

Son yıllarda, meme kanserinde gözlenen artış, 30 yıl öncesine kadar 12–14 kadında bir iken, günümüzde her sekiz kadından birinin, hayatının bir döneminde meme kanseri ile karşı karşıya kalacağını göstermektedir.

Meme kanseri, kadınlarda yaşam kaybı riski taşıyan, ancak erken tanı ile tedavi yöntemlerinde ciddi farkındalık yaratan bir hastalıktır. Günümüzde gelişen teknoloji, rutin kontrol ve erken tanı yöntemleri ile birlikte yaşam kaybı riski yok denecek kadar minimize edilmiş, tamamen iyileşme şansı oldukça artmıştır.

Meme görüntülemesinde cerrahi tedavi, radyoterapi ve tıbbi tedavideki gelişmeler ile hastalar adına son derece yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

Meme Kanserinde Evreler (Hastalık Yayılımı)

Evre, kanserin vücutta yayılma durumunu açıklar. Kanserin yayılma durumuna, tümörün büyüklüğüne, kaç lenf bezinin kanserli olduğuna ve vücudun diğer bölgelerine yayılma şekline bağlıdır. Kanser evresinin belirlenmesi, hastalığın seyri ve tedavi seçenekleri açısından önemlidir.

Evreleme, teşhis koyulduğunda kanserin ne kadar yayılmış olduğunu ortaya çıkaran bir yöntemdir. Fiziksel muayene ve görüntüleme testlerinin [göğüs röntgeni, her iki meme mamografisi, kemik taraması, bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ve/veya pozitron emisyon tomografisi (PET)] sonucuna bağlı olarak biyopsi istenebilir. Ayrıca, genel sağlık durumunuzu ve varsa kanserli bölgeyi değerlendirmek için kan testleri yapılır. Tüm bu veriler ışığında evreleme gerçekleştirilir.

Meme Kanserinde Evreleme Sistemi - TNM Sistemi

Evreleme sistemi, kanserin ne kadar yayıldığı ile ilgili bilgileri özetlemek için kullanılan standart bir yoldur. Meme kanseri evreleri için en sık kullanılan sistem Amerika Kanser Komitesi Evreleme Sistemi TNM Sistemidir.

Meme kanseri evresi, ya fiziksel muayene, biyopsi ve görüntüleme testlerine ya da bu testler ve ardından uygulanan cerrahi müdahale sonuçlarına bağlı olarak belirlenebilir. Kanser evresi, cerrahi müdahale sonrası memeden alınan kitle ve yakınlarındaki lenf bezlerinin durumuna bağlı olarak elde edilen patolojik evre doğrultusunda belirlenir.

Patolojik evreleme, klinik evrelemeden daha kesin sonuçlar verdiği için kanserin yayılma durumu hakkında daha sağlıklı bilgiler aktarabilir. TNM evreleme sisteminde kanser T,N ve M evrelerine bağlı olarak sınıflandırılır:

• 0‘ dan 4’e kadar T harfi, tümörün büyüklüğünü ve cilde veya meme altındaki göğüs duvarına yayılma durumunu gösterir. Daha yüksek T numaraları, daha büyük tümör ve/veya meme yakınındaki dokulara daha geniş yayılma demektir.

• 0’ dan 3’e kadar N harfi, kanserin meme yakınındaki lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını; yayılmışsa kaç lenf bezinin etkilendiğini gösterir.

• 0 veya 1 ile kullanılan M harfi, akciğerler veya kemikler gibi uzak organlara yayılma durumunu gösterir.

Meme Kanserinde Meme İçi Hastalık Yayılımı (T Evresi):

TX: Onaylanamamış birincil tümör.

T0: Birincil tümör için kanıt yok.

Tis: Oluştuğu yerde karsinom (DCIS, LCIS, veya tümör kitlesi olmayan meme ucu paget hastalığı)

T1 (T1a, T1b ve T1c dahil): Tümör, 2 cm veya daha küçüktür.

T2: Tümör, 2 cm’den büyük fakat 5 cm’den küçüktür.

T3: Tümör 5 cm’den büyüktür.

T4: Göğüs duvarında veya ciltte herhangi bir ölçüde gelişen tümördür. İltihaplı meme kanseri de bu kategoride yer almaktadır.

Meme Kanserinde Yakındaki Lenf Bezleri (N; mikroskop altında incelenmesine bağlıdır):

Meme Kanserinde lenf bezi evrelemesi, teknoloji ilerledikçe değişikliğe uğramıştır. Daha önce kullanılan metotlar, lenf bezlerinde geniş çaplı biriken kanser hücrelerini bulmakta faydalı, yayılan küçük kanser hücrelerini ise tespit etmekte çokta başarılı değillerdi. İlerleyen teknoloji ile birlikte bulunan yeni metotlar, küçük hatta daha da küçük kanser hücrelerini tespit etmeyi mümkün kıldı.

Meme kanserinin N evresi olması için kanser hücreleri en az 200 hücre içermelidir veya en az 0.2 mm genişliğinde olmalıdır. Kanserin yayıldığı 0.2 mm’den küçük bölge evreyi değiştirmez ancak kanserin yayıldığı tespit edilmiş olur. Kanserin 2 mm.’den daha geniş yayılma alanı, görüntüyü etkiler ve N evresini değiştirir. Daha geniş alanlara bazen makrometastaz denir, ancak sadece metastaz olarakta adlandırılabilir.

NX: Yakındaki lenf bezleri belirlenemez (örneğin, daha önceden alındıysa).

N0: Kanser, yakındaki lenf bezlerine yayılmamıştır.

• N0(i+): Çok az miktarda kanser rutin veya özel boya tekniği kullanılarak, koltukaltı lenf bezlerinde bulunmuştur. Yayılan kanser alanı, 200’den az 0.2mm’den küçük hücre içerir.

• N0(mol+): Kanser hücreleri, koltukaltı lenf bezlerinde görülemez (özel bir boya kullanılsa bile). Ancak, kanser hücrelerinin izi RT-PCR kullanılarak belirlenir.

N1: Kanser, 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır ve/veya sentinel lenf bezi biyopsisinde, internal mamariyal lenf bezinde (meme kemiği yakınında) çok az bir miktar kanser bulunmuştur.

• N1mi: Mikrometastaz (yayılmış çok az kanser alanı), 1-3 koltukaltı lenf bezindedir. Lenf bezlerine yayılan kanser alanı, 2mm veya daha azdır (ancak en az 200 kanser hücresi veya 0.2mm genişliğinde).

• N1a: Kanser, en az 2 mm’den geniş bir alana 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır.

• N1b: Kanser, internal mamariyal lenf bezine yayılmıştır, ancak yayılma sadece sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilebilir.

• N1c: Hem N1a hemde N1b uygulanır.

N2: Kanser, koltukaltında 4-9 lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerini genişletmiştir (ya N2a ya da N2b, ama her ikisi birden değil).

• N2a: Kanser, koltukaltında 4-9 lenf bezine yayılmıştır ve en azından bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

• N2b: Kanser, bir veya birden fazla internal mamariyal lenf bezine yayılmış ve genişlemesine sebep olmuştur.

N3: Aşağıdakilerden herhangi biri:

N3a: Ya
• Kanser, 10 veya daha fazla koltukaltı lenf bezine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir Veya
• Kanser köprücük kemiği altındaki lenf bezlerine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

N3b: Ya da:
• Kanser, en az bir koltukaltı lenf bezindedir (en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir) ve internal mamariyal lenf bezini genişletmiştir, Veya
• Kanser 4 veya daha fazla koltukaltı lenf bezindedir (en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir) ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile çok az bir miktar kanser, internal mamariyal lenf bezinde bulunmuştur.

• N3c: Kanser, köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine yayılmıştır ve en az bir kanser bölgesi 2 mm.’den geniştir.

Metastaz (M):

MX: Yayılma uzaklığının (metastaz) varlığı belirlenememiştir.

M0: Fiziksel muayene veya röntgen ile uzak bir yayılma bulunamamıştır.

• cM0(i +): Kanda veya kemik iliğinde, az sayıda kanser hücresi bulunmuştur (özel bazı testlerle bulunmuştur)veya 0.2 mm.’den geniş olmayan yayılmış küçük kanser bölgeleri, memeden uzaktaki lenf bezlerinde bulunmuştur.

M1: Uzak organlara yayılma söz konudur. (En sık görülen bölgeler; kemik, akciğer, beyin ve karaciğerdir).

Meme Kanserinde Evre Gruplandırması

T,N ve M kategorileri belirlendikten sonra bilgiler evre gruplandırmasında toplanır. Birbirine benzer kanser evreleri, benzer görüntü verme eğilimindedir, bu sayede benzer yollarla tedavi edilirler. Evreleme, I’inci evreden (erken evre) IV’üncü evreye kadar (en ilerlemiş evre) Romen rakkamları kullanılarak yapılır. Yayılma göstermemiş kanser Evre 0 olarak listelenir.

Evre 0: Tis, N0, M0: Oluştuğu yerde bulunan duktal karsinom yani en erken evre meme kanseri formudur. Kanser hücreleri, kanallardadır ancak derinlerde, memenin yağ dokusunu sarmamıştır. Lobüler karsinom in situ’da zaman zaman evre 0 olarak sınıflandırılır. Ancak, çoğu onkolog bunun gerçek bir meme kanseri olmadığına inanır. Göğüs ucunda görülen Paget hastalığı da (tümör kitlesi olmayan), evre 0 olarak adlandırılır. Tüm bu vakaların hiçbirinde kanser, lenf bezlerine veya uzak bölgelere yayılmaz.

Evre IA: T1, N0, M0: Tümör 2 cm veya daha küçüktür (T1)ve lenf bezlerine (N0) veya uzak bölgelere (M0) yayılmamıştır.

Evre IB: T0 veya T1, N1mi, M0: Koltukaltı lenf bezlerinde 1-3 mikrometastazlar (lenf bezlerindeki kanser 0.2 mm’den geniş ve/veya 200 hücreden fazladır. Ancak 2 mm’den geniş değildir ) (N1mi). Kanser uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIA: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir:

T0 veya T1, N1 (ancak N1mi değil), M0: Tümör 2 cm veya daha küçüktür:

• 1-3 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır. Lenf bezlerindeki kanser, 2mm.’den geniştir (N1a), VEYA

• İnternal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1b), VEYA

• Kanser, koltuk altındaki 1-3 lenf bezine ve internal mamariyal lenf bezlerine yayılmıştır (N1c).

VEYA

T2, N0, M0: Tümör 2 cm’den büyük, 5 cm’den (T2) küçüktür. Ancak, lenf bezlerine yayılmamıştır (N0).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIB: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir:

T2, N1, M0: Tümör, 2 cm’den büyük, 5 cm’den küçüktür (T2). Kanser, koltuk altındaki 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

VEYA

T3, N0, M0: Tümör, 5 cm’den geniştir ancak göğüs duvarında veya ciltte gelişmemiş, lenf bezlerine yayılmamıştır (T3, N0). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIIA: Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

T0’danT2’ye, N2, M0: Tümör, 5 cm’den büyük değildir (T0 to T2). 4-9 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N2). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

VEYA

T3, N1 veya N2, M0: Tümör 5 cm’den geniştir, ancak göğüs duvarında veya ciltte gelişmemiştir (T3). 1-9 koltukaltı lenf bezlerine veya internal mamariyal lenf bezlerine yayılmıştır (N1 veya N2). Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IIIB: T4, N0’dan N2’ye, M0: Tümör, göğüs duvarında veya ciltte gelişmiştir (T4), Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

• Tümör, lenf bezlerine yayılmamıştır (N0).

• 1-3 lenf bezine yayılmış ve/veya internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N1).

• 4-9 koltukaltı lenf bezine yayılmıştır veya internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N2).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

İltihaplı meme kanseri, T4 olarak sınıflandırılır ve en az evre IIIB’dir. Yakındaki birçok lenf bezine yayılmışsa (N3), evre IIIC olabilir. Eğer uzak bölgelerdeki lenf bezlerine veya organlara yayılmışsa (M1), evresi IV olacaktır.

Evre IIIC: herhangi bir T, N3, M0: Tümör herhangi bir ölçüde olabilir. Bu evrenin bazıları aşağıda belirtilmiştir :

• Kanser, 10 veya daha fazla koltukaltı lenf bezine yayılmıştır (N3).

• Kanser, köprücük kemiği altındaki lenf bezlerine yayılmıştır (N3).

• Kanser, köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine yayılmıştır (N3).

• Kanser, koltukaltı lenf bezlerindedir ve internal mamariyal lenf bezlerine genişlemiştir (N3).

• Kanser, 4 veya daha fazla koltukaltı lenf bezlerine yayılmıştır ve internal mamariyal lenf bezlerinde küçük miktarda kanser bulunmuştur ve sentinel lenf bezi biyopsisi ile tespit edilmiştir (N3).

Kanser, uzak bölgelere yayılmamıştır (M0).

Evre IV: Herhangi bir T, herhangi bir N, M1: Kanser, herhangi bir ölçüde olabilir (herhangi bir T) ve yakındaki lenf bezlerine yayılmış olabilir veya olmayabilir (herhangi bir N). Uzak organlara veya memeden uzaktaki lenf bezlerine yayılmıştır (M1). En sık görülen yayılma bölgeleri; kemik, karaciğer, beyin veya akciğerdir.

Meme kanseri evreleri hakkında aklınıza takılan soruları ve kendi meme kanserinizin evresi ile ilgili detayları doktorunuzla görüşmeniz yerinde olacaktır.

Meme Kanserinde Risk Faktörleri

Belli bir tür kansere yakalanma olasılığını arttıran her şey, risk faktörüdür. Farklı kanser türlerinin farklı risk faktörleri vardır. Örneğin; yoğun güneş ışığıyla uzun süreli temas, cilt kanseri için bir risk faktörüdür. Sigara kullanmak, akciğer, ağız, gırtlak, mesane, böbrek ve diğer bazı organlarda gelişen kanser türleri için risk faktörüdür.

Ancak, risk faktörleri bize her şeyi anlatmaz. Risk faktörüne sahip olmanız, o hastalığa yakalanacağınız anlamına gelmez. Meme kanseri risk faktörü olan birçok kadın, bu hastalığa yakalanmazken, hiç risk faktörü taşımayan bazı kadınlar meme kanserine yakalanabilir. Risk faktörü taşıyan ve meme kanserine yakalanan bir kadında, bu faktörlerin ne kadar katkıda bulunduğunu bilmek zordur.

Farklı risk faktörleri vardır. Kişinin yaşı veya ırkı gibi bazı faktörler değiştirilemez. Kansere neden olabilecek diğer faktörler çevreseldir. Diğerleri ise, sigara ve içki kullanımı, beslenme şekli gibi kişisel davranış biçimlerine bağlıdır. Yaşlanma veya yaşam şekli gibi bazı faktörler, meme kanseri riskinizi zaman içinde değiştirebilir.

Meme Kanserinde Değiştirilemeyen Risk Faktörleri Nelerdir?

Meme Kanseri ile Cinsiyet İlişkisi

Kısaca kadın olmak, meme kanseri gelişimindeki ana risk faktörüdür. Erkeklerde de, meme kanseri gelişebilir ancak bu hastalık kadınlarda erkeklere nazaran 100 kat fazla görülmektedir. Bunun sebebi, erkeğin kadına göre meme kanser hücreleri geliştiren dişilik hormonu östrojen ve projesteronu daha az üretmesidir.

Meme Kanseri ile Yaş İlişkisi

Meme kanseri riski, yaşlandıkça artar. 45 yaşından genç yaklaşık 8 kadından 1’inde yayılma gösteren meme kanserine rastlanırken, 55 yaş ve üstü kadınların 3’te 2’sinde yayılma gösteren meme kanseri bulunmaktadır.

Meme Kanserinde Genetik Risk Faktörleri

Meme kanseri vakalarının %5-10’u genetiktir. Aileden geçen bozuk genler (mutasyon) sonucu oluşmaktadır.

Meme Kanserinde BRCA1 ve BRCA2: Genetik meme kanserinin en sık rastlanan nedeni, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde genetik mutasyondur. Normal hücrelerde, bu genler protein üretir ve hücrenin anormal gelişmesini engelleyerek kanseri önler. Ancak, bu iki genden birinin genetik mutasyona uğramış bir kopyası aileden geçmişse, yaşam süreci içerisinde meme kanserine yakalanma riski yüksek demektir. BRCA mutasyonuna sahip aile üyeleri için risk, %80 oranındadır. Genetik mutasyona sahip kadınların kansere yakalanma yaşı, genetik mutasyon taşımayan kadınların yaşına göre daha gençtir ve kanser çoğunlukla iki memeyi birden etkiler. Genetik mutasyona sahip kadınlar, yumurtalık kanseri gibi başka kanserlerin gelişmesi riskini de taşırlar.

Meme Kanserinde Diğer Genlerde Değişiklik: Diğer gen mutasyonları da genetik meme kanseri ile bağlantılı olabilir. Ancak, bu gen mutasyonları daha nadir görülür ve BRCA geninin meme kanseri riskini arttırması kadar etkili değildir.

• ATM: ATM geni, normalde zarar gören DNA’nın onarılmasına yardımcı olur. Bu genin 2 genetik anormal kopyası, ataksi-telenjiektazi hastalığına sebep olur. Genetik mutasyona uğramış 1 kopyası ise, bazı ailelerde meme kanseri oranını arttırabilir.

• TP53: TP53 geni, anormal hücre gelişimini önleyen p53 proteininin üretilmesi için talimat verir. Bu genin genetik mutasyonu Li-Fraumeni sendromuna (bu hastalığı bulan 2 araştımacı tarafından isimlendirilmiştir) neden olur. Bu sendroma sahip kişlerde kan kanseri, beyin tümörü ve sarkom (kemik veya bağ doku kanseri) gibi diğer bazı kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri gelişme riski de yüksektir. Meme kanserinde sıkça rastlanan bir sebep değildir.

• CHEK2: Li-Fraumeni sendromu, CHEK2 geninde de genetik mutasyona sebep olabilir. Mutasyona uğradığında bu sendroma yol açmasa bile, meme kanseri riskini ikiye katlayabilir.

• PTEN: PTNE geni, normalde hücre gelişiminin işleyişine yardımcı olur. Bu gendeki mutasyon, Cowden hastalığına yol açabilir. Nadir de olsa, benign (iyi huylu) ve malign (kötü huylu) meme tümörü riskini arttırır. Bunun yanında; sindirim borusu, tiroid, uterus ve yumurtalıklarda da tümöre yol açabilir. Ayrıca, bu gendeki bozukluk, meme kanseri riski ile bağlantısı olmayan Bannayan-Riley-Ruvalcaba sendromu adında farklı bir hastalığa neden olabilmektedir.

• CDH1: Bu gendeki mutasyon, genetik olarak geçmiş mide kanserine yol açar. Erken yaşta mide kanseri, nadir rastlanan bir türdür. Kadınlarda, bu gendeki mutasyon yayılan lobüler meme kanseri riskini arttırır.

• STK11: Bu gendeki bozukluk, Peutz-Jeghers sendromuna neden olabilir. Ağız içinde ve dudak kenarlarında pigmentli noktalara yol açar, idrarda ve gastrointestinal kanalda polip oluşturur ve meme kanseri dahil birçok kanser türünde riski arttırır.

Meme Kanserinde Genetik Testler: Genetik testlerde, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde mutasyona bakılabilir. Uygulanan testler, bazı durumlarda yardımcı olmasına rağmen, artıları ve eksileri dikkatlice değerlendirilmelidir.

Meme Kanseri ile Ailesel Geçmiş İlişkisi

Ailesindeki kadın bireyde daha önce meme kanseri görülen kişide, meme kanseri riski yüksektir.

Birinci derece akrabalarda (anne, kız kardeş veya kızı) daha önce meme kanserine rastlanması bu riski ikiye katlar. Birinci derece 2 akrabada görülmesi, riski 3’e katlar.

Kesin risk bilinmemekle birlikte, ailesinde babada veya erkek kardeşte görülen meme kanseri de, kadında meme kanseri riskini arttırır. Ancak tümüyle değerlendirildiğinde, ailede bu hastalığa rastlanmış meme kanseri kadınların oranı %15’den azdır. Bu demektir ki, meme kanserine yakalanan kadınların %85’den fazlası bu hastalığı aileden almamaktadır.

Meme Kanserinde Kişisel Geçmişin Önemi

Bir memede kanser tespit edilen kadının, diğer memesinde veya aynı memenin başka bir yerinde kansere rastlanma oranı 3-4’e katlanır. Bu, birinci kanserin tekrarlaması durumundan farklıdır.

Meme Kanseri ile Irk ve Etnik Yapı İlişkisi

Afrikalı Amerikalı kadınlara nazaran beyaz kadınların meme kanserine yakalanma olasılığı, biraz daha yüksektir. Ancak, meme kanserine yakalanan Afrikalı Amerikalı kadınlarda, yaşamsal risk daha fazladır. Bununla birlikte bu hastalığa yakalanan 45 yaş altı kadınlar daha çok Afrikalı Amerikalıdır. Bunun yanında, Asyalı ve Hispanik (İspanyol) kadınlarda meme kanseri gelişme ve yaşamsal risk oranı daha düşüktür.

Yoğun Meme Dokusu ve Meme Kanseri

Meme yağ dokusu, fibröz doku ve glandüler (beze) dokudan oluşur. Yoğun meme dokusu (mamogramda görüldüğünde) demek glandüler ve fibröz dokunun daha fazla, yağ dokusunun daha az olması demektir. Yoğun memeye sahip bir kadında, meme kanseri riski daha yüksektir. Ne yazık ki, yoğun meme dokusu, mamogramlarda da kesin sonuç vermeyebilir.

Yaş, menopoz durumu, ilaç kullanımı (menopozal hormon tedavisi gibi), hamilelik ve genetik gibi meme yoğunluğunu etkileyen bir dizi faktör vardır.

Meme Kanserinde Lobüler Karsinom

Kanser hücrelerine benzeyen oluştuğu yerle sınırlı lobüler karsinom hücreler, memenin süt üreten bez lopçuklarında gelişir. Ancak, lopçuk duvarına doğru gelişmez. Tedavi edilmediği takdirde yayılma gösteren meme kanserine dönüşebilir.

Bu tür vakalarda, kadınlarda meme kanseri riski 7-11 kat fazladır. Lopçuk karsinom olan kadınlarda rutin doktor ve mamografi kontrolleri şarttır.

Meme Kanseri ve Menstrasyon(Adet) İlişkisi

Erken regl olan (12 yaşından önce), daha fazla adet döngüsü olan ve/veya menopoz sonrası (55 yaş sonrası)kadınlarda, meme kanseri riski biraz daha fazladır. Uzun süreli östrojen ve progesteron hormonuna maruz kalmakta riski arttıran nedenler arasında yer alabilir.

Göğüse Farklı Bir Nedenle Radyoterapi Uygulanan Bireylerde Meme Kanseri

Başka bir kanser türü (Hodgkin hastalığı veya non-Hodgkin lenfoma gibi) tedavisi için göğüs bölgesine alınan radyasyon, meme kanseri riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu durum, radyasyon aldığı dönemde hastanın yaşına göre değişir. Kemoterapide veriliyorsa, ovariyan (yumurtalık) hormon üretimini bir süreliğine durdurur ve riski azaltır. Gençlik döneminde memeler henüz gelişme dönemindeyken göğüse alınan radyasyon, meme kanseri gelişme riskini en çok arttıran dönemdir. Ancak, 40 yaş sonrası alınan radyasyon tedavisinin, meme kanseri riskini arttırmadığı gözlenmiştir.

Meme Kanserinde Risk ve Yaşam Şekli ile Bağlantılı faktörler

Çocuk Sahibi Olmak Meme Kanseri Riskini Azaltır mı?

Hiç çocuk sahibi olmayan veya ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri riski az da olsa artar. Çok fazla hamilelik geçiren ve genç yaşta hamile kalan kadınlarda, meme kanseri riski azalır. Hamilelik, kadının sebep olabileceği düşünülen tüm adet döngüsünü azaltır.

Doğum Kontrol Hapı Meme Kanseri İçin Bir Risk Faktörü müdür?

Araştırmalar, doğum kontrol hapı kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara nazaran azda olsa meme kanseri riski taşıdığını tespit etmişlerdir. Hapların kullanımına son verildiğinde, risk oranı normale dönmektedir. 10 yıldan fazla süre önce kullanımın durdurulması, meme kanseri riskinde bir artış olmadığını göstermiştir. Doğum kontrol hapı kullanmayı düşünen kadınların, meme kanseri ile ilgili diğer risk faktörlerini doktorları ile konuşmaları gerekmektedir.

Depot-medroksiprogesteron asetat ve Meme Kanseri

(DMPA; Depo-Provera®), enjekte edilebilen bir progesterondur ve doğum kontrolü için her 3 ayda bir verilir. Az sayıda araştırma, DMPA’nın meme kanseri riski üzerindeki etkisini araştırmıştır. DMPA’nın sürekli kullanımı riski arttırabilir. 5 yıldan fazladır kullanımın durdurulması bir risk yaratmamaktadır.

Menopoz sonrası Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Östrojen ile uygulanan hormon tedavisi (çoğu zaman progesteron ile birlikte uygulanır), menopozun etkilerini yatıştırmak ve osteoporozu (kemiklerin zayıflaması) önlemek için uzun yıllar kullanılır. Daha önceki araştırmalarda, sağlıkla ilgili başka faydalar sağladığı yönünde tespitlerde bulunulurken, son zamanlarda yapılan araştırmalarda aynı bulgulara rastlanmamıştır. Bu tedavi yöntemi; menopoz sonrası hormon tedavisi, hormon replasman tedavisi, menopozal hormon tedavisi gibi birçok isimle anılır.

İki tür hormon tedavisi vardır; Birinci tedavide, kadında hala uterus(rahim) vardır ve östrojen ve progesteron tedavisi uygulanır. Çünkü tek başına östrojen tedavisi uygulaması meme kanseri riskini arttırmaktadır. İkinci tür tedavide ise, kadında uterus (rahim) yoktur. Östrojen tek başına verilebilir. Bu tedavi yöntemine, östrojen tamamlayıcı tedavi veya sadece östrojen tedavisi denir.

Kombine Hormon Tedavisi ve Meme Kanseri

Menopoz sonrası kullanılan kombine hormon tedavisi, meme kanserine yakalanma riskini ve yaşamsal riski oranını arttırabilir. 2 yıl kadar az bir kullanım süresinde bile risk söz konusudur. Kombine hormon tedavisi, kanserin daha ileri evrede bulunma riskini de arttırabilir. Risk artışı, yakın geçmişte ve halen hormon kullanan kadınlarda daha fazladır. Bu sebeple, rutin meme kontrollerinin ve tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması, gelecekte oluşabilecek kanserin önüne geçilmesinde kilit rol oynamaktadır.

Hormon kullanımı, menopoz belirtilerini tedavi etmek için kullanılan güvenli bir yoldur. Sentetik versiyonlarına karşın kullanılan “natural” hormonların, daha etkili veya daha güvenli olduğuna dair yeterli delil henüz yoktur. Diğer hormon tedavi türleri ile aynı sağlık risklerini taşımaktadır.

Östrojen Tedavisi ve Meme Kanseri

Bazı araştırmalarda, menopoz sonrası tek başına kullanılan östrojenin meme kanseri gelişme riskini arttırmadığı görülmüştür. Aslında bunun sebebi, daha önceden rahmi alınan ve östrojen kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin daha az olduğunun görülmesidir. Bunun yanında bazı araştırmalar, 10 yıldan fazla östrojen kullanımında yumurtalık kanseri riskinin de arttığını gözlemlemiştir.

Östrojen tedavisi, meme kanseri riskinin yanında kalp hastalıkları, kanda pıhtılaşma gibi bazı problemleri de arttırır. Kolorektal kanser ve osteoporoz riskini azaltır ancak, osteoporozu önleyen ve tedavi eden daha etkili yollar olduğu için, olası zararları iyice hesaplanmalıdır.

Östrojen tedavisine karar verirken olası riskler ve sizi nelerin beklediği iyice anlaşılmalı ve bu tedavi doktor kontrolünde alınmalıdır.

Emzirme Meme Kanseri Riskini Azaltıyor mu?

Bazı araştırmalar, emzirmenin (özellikle 1,5 – 2 yıl süren), meme kanserini az da olsa azalttığını öne sürmüştür. Ancak, emzirmenin az olduğu ülkelerde, bu alanda araştırma yapmak pek de kolay değildir.

Alkol Kullanımı Meme Kanserini Tetikler mi?

Alkol kullanımının meme kanseri gelişme riski ile net bir bağlantısı vardır. Risk, tüketilen alkol oranında artar. Hiç içki içmeyen kadınlara nazaran günde bir bardak alkollü içki tüketen kadında az da olsa risk artmaktadır. 2-5 bardak alkollü içki tüketen kadınlarda ise, bu risk 1,5 katı daha fazla olurken aşırı alkol kullanımının, diğer bazı kanser türlerinin gelişme riskini arttırdığı bilinmektedir.

Obezite ile Meme Kanseri Arasındaki İlişki Nedir?

Menopoz sonrası aşırı kilolu veya obez olmak, meme kanseri riskini arttırır. Menopoz öncesi, yumurtalıklarınız östrojenin çoğunu üretir ve yağ dokusu çok az bir miktar östrojen üretmektedir. Menopoz sonrası (yumurtalıklar, östrojen üretmeyi durdurduğunda), östrojen çoğu kadına yağ dokusundan gelir. Menopoz sonrası fazla yağ dokusu olması, östrojen seviyesini yükselterek meme kanseri gelişme şansını arttırır. Yüksek insülin seviyesinin, meme kanseri dahil bazı kanser türleri ile bağlantısı vardır.

Ancak, meme kanseri ile kilo arasındaki bağlantı komplikedir. Örneğin; yetişkin olduğunda kilo alan bir kadında risk artarken, çocukluğundan beri kilolu olan kadınlarda aynı risk oranı söz konusu olmayabilir. Ayrıca, göğüs bölgesinde aşırı yağlanma, kalça bölgesindeki yağlanmaya nazaran daha fazla risk teşkil edebilir. Araştırmacılar, vücudun çeşitli bölgelerindeki yağ hücrelerindeki farklılıkların, bu durumu açıklayabileceğine inanmaktadır.

Meme Kanseri Riskini Azaltmada Fiziksel Aktivitenin Önemi

Egzersiz şeklinde yapılan fiziksel aktivitenin, meme kanseri riskini azalttığına ilişkin kanıtlar artmaktadır. Asıl soru, ne kadarlık bir aktiviteye ihtiyaç duyulduğudur. Haftada en az 1,25 – 2,5 saatlik hızlı yürüyüşler, kadındaki meme kanseri riskini %18 oranında azaltmaktadır. Eğer bu yürüyüş, haftada 10 saat olursa, riski biraz daha azaltmaktadır.

Meme Kanseri Riskinde Net Olmayan, Tartışmalı veya Kanıtlanmamış Etkileri olan Faktörler

Beslenme ve Alınan Vitaminler ile Meme Kanseri İlişkisi

Kadının beslenme alışkanlıkları ile meme kanseri riski arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Ancak, sonuçlar tartışmalıdır. Bazı araştırmalar, beslenmenin rol oynadığını tespit ederken, diğer araştırmalar meme kanseri riski üzerinde etkisi olduğuna dair kanıt bulamamıştır. Beslenmede yağ oranına, meyve, sebze ve et tüketimine bakılmıştır. Meme kanseri riski ile net bir bağlantı yoktur.

Araştırmalardan elde edilen tutarsız sonuçlar doğrultusunda vitamin seviyelerine bakılmış, belli bazı besinlerin fazla tüketilmesinden kaynaklı meme kanseri riskinde artış tespit edilmiştir. Bu zamana kadar yapılan hiçbir araştırma, vitamin kullanımının meme kanseri riskini azalttığını göstermemiştir. Ayrıca, kırmızı et ve yağlı besinlerden fakir, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin, genel olarak sağlığınızda faydalı bir etki yaratacağı kesindir.

Yağlı yiyeceklerle beslenmenin, meme kanseri riskini arttırdığı sonucuna daha net varılabilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır. Ancak, yağlı besinlerle beslenmenin, kilo alınmasına sebep olduğu, birçok hastalığı tetiklediği ve sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

Ter Önleyiciler Meme Kanseri Riskini Arttırır mı?

İnternet dedikodularına göre, koltukaltına sürülen ter önleyiciler, cilt tarafından emilerek lenf dolaşımına karışmakta, memede toksin oluşumuna sebep olarak meme kanserini tetiklemektedir.

Bu dedikoduyu destekleyen çok az kanıt vardır. Küçük bir araştırmada, küçük bir meme kanseri tümör örneğinde paraben (ter önleyici ve diğer ürünlerde koruyucu olarak kullanılır) seviyesi izine rastlanmıştır. Ancak, parabenin tümöre yol açıp açmadığı araştırılmamıştır. Bunlar daha önceki bulgulardır. Etkisinin belirlenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Diğer yandan, meme kanseri nedenleri üzerine yapılan geniş çaplı bir araştırmada, koltukaltı ter önleyicileri kullanan ve/veya koltukaltını traş eden kadınlarda meme kanserinin arttığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Kürtaj ve Meme Kanseri

Ne kürtajın ne de düşük yapmanın meme kanseri riski üzerinde etkisi yoktur.

Meme İmplantı Meme Kanserini Tetikler mi?

Silikon meme implantı, meme içinde yara dokusuna sebep olsa da, genel olarak meme kanseri riskini arttırmamaktadır. İmplantlar, standart mamografide meme dokusunun görüntülenmesini zorlaştırır. Ancak, implantın kayması ile alınan ilave röntgen görüntüleri, meme dokusunun daha detaylı incelenmesine olanak sağlayabilir.

Meme Kanserinde Kimyasalların Rolü Nedir?

Kimyasallar konusunda, kayda değer birçok araştırma yapılmış ve meme kanseri riski üzerindeki olası çevresel etkiler anlaşılmaya çalışılmıştır.

Çevrede bulunan bileşiklerin östrojen özellikleri hayvan deneyleriyle laboratuvar ortamında incelenmiştir. Örneğin; bazı plastiklerde bulunan maddeler, kişisel bakım ürünleri, tarım ilaçları gibi ürünler ele alınmıştır.

Bu konu, halk arasında endişe uyandıran bir konudur, ancak meme kanseri riski ile bu maddeler arasında bir bağlantıya rastlanmamıştır. Benzer maddelerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Meme Kanserinde Sigaranın Etkisi Nedir?

Uzun zaman önce, meme kanseri ile sigara kullanımı arasında bir bağlantı bulunmamıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, uzun süreli fazla sigara tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığını tespit etmiştir. Örneğin, gençliğinden beri sürekli sigara kullanan bir kadının en yüksek risk grubunda olduğu kesindir.

Gece İşinde Çalışmak Kadında Meme Kanseri Hastalığını Geliştirir mi?

Bazı araştırmalar, gece çalışan kadında – örneğin; hemşirelerde gece nöbeti – meme kanseri gelişme riskinin artabileceğini öne sürmüşlerdir. Son günlerde yapılan bu araştırmalar, konuyu incelemeye devam etmektedir. Bazı araştırmacılar, melatonin seviyesinde meydana gelen değişikliğe bağlı bir etki olduğunu düşünmektedir. Melatonin, özellikle geceleri karanlıkta salgılanan, ışığa karşı duyarlı, hücre yenileyici ve bağışıklık sistemini düzenleyici bir hormondur. Işığa bağlı melatonin üretiminin azalması, vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlayamamasına neden olabilir. İşte bu ihtimal üzerine araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Erken Tanının Önemi

Erken evre meme kanserinin belirlenmesi için tarama testlerinin amacı, belirtileri ortaya çıkmadan kanseri teşhis etmektir. Tarama, test ve muayene yöntemleri kullanılarak hiçbir belirti göstermeyen kişilerde, kanser gibi bir hastalığı tespit etmek anlamına gelir. Erken tespit, meme kanseri ortaya çıkmadan erken tanı konması için kullanılan yaklaşım anlamına gelir.

Tarama testleri uygulanmadan önce ortaya çıkan görünür belirtiler, tespit edilen meme kanserinin meme dışına çoktan yayılmış olduğunu gösterir. Buna karşın, meme kanseri tarama testleri sırasında tespit edilirse, tümör daha küçüktür ve memeyle sınırlıdır. Meme kanserinin büyüklüğü ve yayılma alan genişliği, hastalığın seyri hakkında fikir yürütmek için kullanılacak en önemli faktörlerdir.

Meme kanserine erken evrede tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır. Meme kanseri, yayılmadan önce erken evrelerde tespit edilirse hastaların % 90’ından fazlası normal yaşamını sürdürmektedir. Tümör büyük boyutlara ulaşmadan tanı konulan hastalarda meme korunabilmektedir. Bu nedenle, erken tanı konusunda bireylerin farkındalığı ve doktorların bu konuda duyarlı tutumları son derece önemlidir.

Erken tanı için temelde önerilen birbirlerini tamamlayıcı yöntemler vardır;

• Kişisel (kendi kendine yapılan) meme kontrolleri
• Klinik (doktor tarafından yapılan) meme kontrolleri
• Mamografi/meme ultrasonografisi
• Gerekli diğer tarama testleri

Meme kanseri erken tanısı için 20 yaşından sonra her ay kendi kendine meme kontrollerinin yapılması, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzere doktor tarafından yapılan meme kontrolleri ve iki yılda bir kez mamografi önerilmektedir. Bununla birlikte, daha sonraki mamografi çekimlerinize referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamografi çektirerek filmlerinizi saklamanızı öneririm.

Meme Muayenesi ve Meme Kanseri

Klinik meme muayenesi, doktorunuz tarafından memenize uygulanan fiziksel bir muayene şeklidir. Memede herhangi bir anormallik olup olmadığına bakmak için elin işaret ve orta parmağı, meme üstünde yuvarlak çizilerek, bastırılarak gezdirilir ve anormal bir dokunun ele gelip gelmediğine bakılır. Bir anormallik tespit edildiği takdirde, bulunan yumrunun büyüklüğü veya şekli, meme cildinde veya meme başında renk ve şekil değişikliği kontrol edilir.

Memenin şekli ve dokusu üzerine, yumrunun bulunduğu bölgeye, bu yumruların özellikle cilde yakın veya derinlerde olup olmadığına bakılarak gerekli tetkikler yapılır.

Kendi kendinize muayeneyi, doktorunuzdan öğrenerek adet döneminizin 10 gün öncesinde ve sonrasında olmamak kaydıyla, evde her ay uygulamalısınız. Erken evrede meme kanserini tespit etmek, tedavinizinin %100 başarılı olmasını sağlayacaktır.

Meme Kanserinde Evreleme Tetkiklerinde Radyolojik ve Nükleer Görüntüleme Yöntemleri

Meme Kanserinde Düz Akciğer Grafi Uygulaması; Kolay ve basit bir görüntüleme yöntemidir. Akciğerde kabaca görülebilecek lezyonları gösterir.

Meme Kanserinde Karaciğer Ultrasonografi Uygulaması; Karaciğer dokusunu inceler ve metastaz olup olmadığı konusunda ve safra yolları, karaciğerin damarsal yapısı gibi konularda yol göstericidir.

Meme Kanserinde Tüm Vücut Kemik Sintigrafi Uygulaması; Kemikleri inceleyerek metastaz varsa saptamamızı sağlar.

Meme Kanserinde Mamografi Uygulaması; Memeyi kolayca görüntüleyen klasik bir yöntemdir. Genç ve memesi yoğun bayanlarda duyarlılığı düşüktür. Meme sıkıştırılarak her bir memenin farklı açılardan kesit görüntüleri alınır. Memenizin doku yapısına ve risk durumunuza göre, doktorunuzun belirlediği dönemlerde mamografi çekilmesi yararınıza olacaktır.

Meme Kanserinde Tomosentez Uygulaması; Memeyi 3 boyutlu ve 1mm kesitlerde son derece kapsamlı inceleme olanağı verir. Meme sıkıştırılarak etrafında hareket eden bir makineden düşük doz X ray gönderilir. Elde edilen görüntüler 3 boyutlu görüntülerdir. Çoğu standart mamografiden daha fazla radyasyon kullanılıyor olsa da, problemli bölgenin daha net görüntülenmesi sağlanır ve başka görüntü testine gerek kalmaz. Tomosentez, 2011 yılında onaylanmış bir görüntü testidir, ancak bu teknolojinin tarama ve tanı koyma konusundaki rolü henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Meme MR Uygulaması; Özellikle genç ve yoğun bir meme yapısına sahip bayanlar için çok odaklıdır ve küçük lezyonların karakterinin saptanmasında yol gösterici olabilir. Radyasyon içermeyen bir yöntem olan MR ile özellikle yumuşak dokuların görüntülenmesinde başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Diğer tanı yöntemleri ile saptanamayan pek çok kanser odağı tespit edilebilir. Ancak, meme kanserinin tespitinde MR tek başına yeterli görülmemektedir.

Meme Kanserinde PET-Tomografi Uygulaması; Günümüzde kullanılan son derece gelişmiş bir görüntüleme teknolojisi olan PET-tomografi, tüm vücudun tümör taramasında etkin bir yöntem olarak kullanılır. Yüksek risk grubundaki meme kanseri hastalarda kanserin evrelenmesi ve takip sonucu ortaya çıkan lezyonların detaylı incelenmesinde ve metastazları olan hastaya uygulanan tedavilerin etkinliğinin saptanmasında sıklıkla tercih edilmektedir. Ancak, memenin değerlendirilmesi veya tarama yöntemi olarak kullanılması için henüz pratik ve uygun bir yöntem değildir. İnanıyorum ki, PET teknolojisi çok yakın gelecekte sadece memenin taranması ve memede yer alan lezyonların doğru tanınmasında PEM’in (Pozitron Emisyon Mamografi) yerini alacak duruma gelecektir.

Meme Kanserinde Meme Ultrasonu Uygulaması

Sonografi olarak da bilinen ultrason, ses dalgaları kullanılarak vücudun bir bölgesini görüntüleyen metottur. Bu test için, enerji akımını saplatayan mikrofon gibi bir alet cilt üzerine yerleştirilir (genellikle önce jel sürülür). Bu alet, ses dalgalarını emer ve vucüt dokularından seken ekoları toplar. Ekolar, bilgisayar ekranına siyah beyaz görüntü olarak yansır. Bu test acısızdır ve radyasyona maruz kalınmaz.

Meme ultrasonu, zaman zaman fiziksel muayene veya mamografi sırasında ortaya çıkan meme problemleri içinde kullanılır. Bazen de, mamografiye ek yardımda bulunması için yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda destek işlevi görebilir. Ancak, meme kanseri görüntülemesi için mamografi yerine sadece ultrason uygulaması, yeterli sonuç vermediği için tek başına tavsiye edilmez.

Ultrason, bazı meme kitlelerinin değerlendirilmesi için kullanışlı bir yöntemdir. Kistler, sadece fiziksel muayene ile tespit edilemediği için, şüpheli bölgenin kist olup olmadığını söyleyen tek yoldur. Ultrason, bazı meme lezyonlarından biyopsi alınmasına yardımcı olan bir yöntem olarak da kullanılmaktadır.

Ultrason, daha detaylı bir inceleme için mamaografi ile birlikte sıkça kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Ancak, etkisi uygulayan uzmanın tecrübesine ve becerisine bağlıdır.

Peki meme kanserinde kullanılan tedavi yöntemleri nelerdir?

Meme Kanserinde Biyopsi Yöntemleri

Meme Kanserinde Biyopsi

Mamografi ve MRI gibi görüntüleme testleri ve fiziksel muayene sonrası elde edilen sonuçlar doğrultusunda meme kanserinden şüphelenilebilir. Ancak, kesin teşhis koyulması için şüpheli bölgeden doku örneği alınarak mikroskop altında incelenmesi gerekir.

Biyopsi, vücutta şüpheli bölgeden doku örneği alınması için gerçekleştirilen küçük bir operasyondur. Fiziksel muayene ve/veya görüntüleme testleri sonucu memede şüpheli bir durum görüldüğünde, biyopsi yapılması istenebilir. Biyopsi ile alınan doku örneği, patolog tarafından incelenerek kanser hücresi olup olmadığı tespit edilir. Kanser bulunursa, patolog kanserin karakteristik özelliklerini inceleyerek türünü belirler. Biyopsi raporu, bu incelemeler sonrası çıkan sonuçlardır.

Biyopsi genellikle basit bir işlemdir. Amerika’da biyopsi yapılan kadınların sadece yaklaşık %20’sinde kanser belirlenirken, İsveç’te maliyet hesabı ve sadece şüpheli lezyonlara(yara) biyopsi uygulaması nedeniyle biyopsinin nadir uygulanması, kadınların %80’inde malign yani kötü huylu kanser tespit edilmesine yol açmaktadır. Buda, vücutta şüpheli herhangi bir değişiklikte kişiye biyopsi yapılmasının kanserde erken teşhis ve tedavide ne kadar önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Meme Kanserinde Biyopsi Teknikleri

Farklı teknikler kullanılarak biyopsi gerçekleştirilebilir. Biyopsi tekniği ne olursa olsun kesilerin mümkün olduğu kadar küçük ve az miktarda olmasına dikkat edilir. Ancak, hangi biyopsi şeklinin tercih edileceği, kişinin durumuna bağlıdır. Biyopsi, meme içine sokulan bir iğne ile doku örneği alınarak gerçekleştirilebilir veya küçük bir cerrahi operasyonla derinin üstünden küçük kesilerle şüpheli bölgeden doku örneği alınabilir.

Meme Kanserinde İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi

İnce İğne Biyopsisi, nadir kullanılan bir metottur ve genellikle ameliyat izi bırakmaz. Bu işlemde, memenin operasyon yapılacak bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur. Cerrah veya radyolog, ortasında delik olan ince bir iğne kullanarak şüpheli bölgeden hücre örneği alır. Çoğu vakada, yumru fiziksel muayene ile hissedilerek iğnenin doğru yerden sokulması ve örnek alınması sağlanır.

Yumru hissedilemiyorsa, cerrah veya radyolog iğnenin doğru yerden örnek alabilmesi için görüntüleme yöntemlerini kullanabilir. Bu işlem, ultrason kullanıldığında ultrason rehberli biyopsi veya mamografi kullanıldığında stereotaktik iğne biyopsisi olarak adlandırılır. Ultrason rehberli biyopside, iğne ultrason görüntüsünden takip edilerek ilgili bölgeye ulaşılır. Stereotaktik mamografide, memedeki kütlenin farklı açılardan görüntüsü alınarak tam yeri tespit edilir. Ardından, delikli iğne tespit edilen bölgeye sokularak hücre örneği alınır.

Meme Kanserinde Kalın İğne Biyopsisi

Kalın İğne Biyopsisinde, ince iğne aspirasyonuna nazaran daha geniş delikli iğne kullanılır. Bu tür biyopside, memedeki şüpheli bölge lokal anestezi ile uyuşturularak delikli iğne yardımıyla silindir şeklinde birkaç doku örneği alınır. Birçok vakada, yeterli doku örneği alınabilmesi için iğne şüpheli bölgeye 3-6 kere sokulur. Kalın iğne biyopsisi genellikle ameliyat izi bırakmaz.

Lezyon derinin dışından hissedilemiyorsa, ultrason rehberli biyopsi veya stereotaktik iğne biyopsisi gibi görüntüleme rehberli teknikler kullanılabilir. İlave cerrahi müdahale gerektiğinde olası kanserli dokuyu işaretlemek için küçük metal bir mandal memenin içine sokulabilir. Vücut için zararlı olmayan bu mandal meme içinde bırakılır. Biyopsi sonrası uygulanan diğer bir cerrahide bu mandal çıkartılır.

Ameliyat izine ve önemli bir rahatsızlığa yol açmadan hızlı sonuç almak için hem ince iğne aspirasyonu hem de kalın iğne biyopsisi yapılması, hastaya ve doktora herhangi bir cerrahi yapılmadan önce tedavi seçeneklerini konuşma şansı verir. Biyopsiye rehberlik etmesi için görüntüleme tekniklerine ihtiyaç duyulmadığı sürece iğne biyopsisi ayakta tedavi olarak yapılır. Ancak, iğne biyopsisinde “yanlış negatif” sonuç riski yüksekse, biyopsi sonucu kanser olmasına rağmen mevcut değilmiş gibi gösterebilir. İğne biyopsisinde cerrahi biyopsiye nazaran daha az miktarda doku alınır ve alınan dokuda kanser hücresi bulunmayabilir. Buda, test sonucunu etkileyerek yanılgıya sebep olabilir. Bu sebeple, iğne biyopsisi yerine veya ilave olarak cerrahi biyopsi yapılması, kişinin durumunun daha net belirlenmesinde fayda sağlayacaktır.

Meme Kanserinde Vakum Destekli Meme Biyopsisi

Meme kanseri teşhisinde nadir uygulanan yeni biyopsi yöntemi, mamotom veya MIBB olarak bilinen vakum destekli meme biyopsisidir. Deriden birkaç kez sokulan kalın iğne biyopsisinin aksine vakum destekli biyopside, bir kerede sokulan özel bir sonda kullanılır. Bu işlem, kalın iğne biyopsisinden daha fazla doku alabilir.

Vakum destekli meme biyopsisinde kişi, memenin gireceği açıklıkta yuvarlakları olan bir masaya yüzüstü yatırılır. Öncelikle lokal anestezi ile meme uyuşturulur. Ardından, mamografi (stereotaktik rehberliğinde biyopsi) veya ultrason rehberliğinde memenin şüpheli bölgesine sonda yerleştirilir. Sonrasında vakum dokuyu sondanın içine çeker. Dönen kesme aleti doku örneğini alır ve sondanın içine taşıyarak dokuyu dışarı çıkartır. Cerrah ya da radyolog, şüpheli lezyondan başka bir doku örneği almak için sondayı çevirebilir. Bu işlem, 8-10 kere tekrarlanabilir. Böylece, şüpheli tüm alandan örnek alınmış olur.

Bazı vakalarda, ileride başka bir biyopsi gerekli olduğunda yeri belirlemek adına küçük metal bir mandal biyopsi sırasında yerleştirilebilir. Meme içinde bırakılan bu mandal, ağrıya neden olmaz veya kişiye zarar vermez. Yapılan biyopsi daha fazla cerrahi uygulanmasına neden olacaksa, bu mandal bir sonraki operasyonda çıkarılacaktır.

Vakum destekli biyopsi, gittikçe yaygınlaşan bir yöntemdir ve halen yeni bir metottur. Bu tür bir biyopsiye karar verildiğinde işlemi gerçekleştirecek cerrah veya radyoloğun kullanılan aletler ve işlem konusunda deneyimli olması önemlidir.

Meme Kanserinde Ensizyonel Biyopsi

Ensizyonel biyopsi daha çok cerrahi bir yöntemdir. Lokal anestezi ile meme uyuşturulduktan sonra ilgili bölgeye neşter ile kesi atılır ve incelenmek üzere doku örneği alınır.

İğne biyopsisinde şüpheli bir alan veya yumru hissedilemezse, doğru noktayı bulabilmek için mamografi veya ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılması gerekebilir. Bu işlemde, mamografi veya ultrason rehberliğinde küçük delikli bir iğne memedeki anormal bölgeye sokulur. Bu iğne yardımıyla ilgili bölgenin içine küçük bir tel yerleştirilir. Ardından iğne çıkarılır. Yerleştirilen bu tel rehberliğinde biyopsi için doğru nokta bulunabilir.

İğne biyopsisinden yeterli sonuç alınamadığında veya şüpheli bölge iğne ile rahatlıkla örnek alınamayacak kadar geniş olduğunda ensizyonel biyopsi tavsiye edilebilir. İğne biyopsisinde olduğu gibi ensizyonel biyopside de yanlış negatif sonuçlar alınma olasılığı vardır, ancak sonuçlar daha hızlı alınır. Ensizyonel biyopsi, iğne biyopsisinden daha sık kullanılan bir yöntemdir, ameliyat izi bırakır ve iyileşme süreci daha uzun sürebilir.

Meme Kanserinde Eksizyonel Biyopsi

Eksizyonel biyopsi en sık kullanılan biyopsi yöntemidir. Bu yöntemde, şüpheli tüm doku alanı cerrahi ile memeden alınır. Buna ek olarak, şüpheli kanserin alınması için cerrah genellikle kanserin bulunduğu bölgede normal dokuların etrafından küçük bir kenarı da alacaktır [buna, kenar sınırı(marjin) denir].

Ensizyonel biyopside olduğu gibi şüpheli bir alan veya yumru hissedilemezse, doğru noktayı bulabilmek için mamografi veya ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılması gerekebilir. Ayrıca, iğne tel lokalizasyon yöntemi kullanarak doğru alan işaretlenebilir.

Eksizyonel biyopsi, yanlış negatif sonuç alınmadan kesin teşhis koyulabilen en emin yöntemdir. Ayrıca, tüm yumrunun alınması hastayı rahatlatacaktır. Ancak, eksizyonel biyopsi daha çok klasik bir cerrahi yönteme benzer, ameliyat izi bırakır ve iyileşme süreci daha uzun sürebilir. Ensizyonel biyopsideki gibi, eksizyonel biyopsi de lokal anestezi ile gerçekleştirilir.

Meme Kanserinde Biyopsi Öncesi

Biyopsi acil müdahale yöntemi değildir. Öncelikle kişinin bu operasyona uygun olup olmadığı belirlenmelidir ve sonrasında operasyon planlanmalıdır. Uzmanlar, yapılan biyopsilerin yaklaşık %90’ında sık kullanılan cerrahi biyopsiler yerine nadir kullanılan iğne biyopsilerinin tercih edilmesi gerektiğini söylemektedir. Ancak araştırmalar, meme biyopsilerinin yaklaşık %70’inin halen cerrahi biyopsi olarak yapıldığını göstermektedir. Bu, meme kanseri olmayan birçok kadının, gereksiz yere cerrahi müdahale görmesi; meme kanseri olan kadınların ise, kanserin alınması için ikinci bir operasyon geçirmesi gerekeceği anlamına da gelir. Bu nedenle, uygulanacak biyopsi karar verilirken tüm detaylar göz önünde bulundurulmalıdır.

Biyopsi yapılmadan önce doktorunuza danışmanız gereken bazı noktalar aşağıda belirtilmiştir:

• Mamografi ve diğer görüntüleme testlerinin sonuçlarını doktorunuzla birlikte gözden geçirin.
• Biyopsi yapılacak alanla ilgili doktorunuzdan bilgi alın.
• Size tavsiye edilen biyopsi türü ve neden bu biyopsi türünün tavsiye edildiği hakkında detaylı bilgi alın. Ayrıca, cerrahi biyopsi önerildiğinde yerine iğne biyopsisinin yapılıp yapılamayacağını sorun.
• Biyopsinin neden ve nasıl gerçekleştirileceğini doktorunuzla konuşun.
• Aklınıza takılan soruları doktorunuza yöneltin ve cevabını net olarak aldığınızdan emin olun.
• Biyopsi sonuçlarını ne zaman ve nasıl alabileceğinizi öğrenin.

Biyopsiden birkaç gün sonra, alınan doku örneğinin inceleme sonuçlarını içeren patoloji raporunu çıkacaktır.

Meme Kanserinde Cerrahi Yöntemler

Meme Kanserinde Cerrahi

Meme kanseri olan çoğu kadın hastaya bazı cerrahi yöntemler uygulanır. Cerrahi, memedeki tümörün alınması için gereklidir. Meme kanseri olan hastaya sunulan cerrahi seçenekler; meme koruyucu cerrahi ve mastektomidir. Meme, cerrahi sırasında veya sonrasında tekrar yapılandırılabilir. Ayrıca, cerrahi kanserin koltuk altındaki lenf bezlerine yayılımını kontrol etmek için de uygulanır. Meme kanserinde, hastalığın evresi ve tedavi planının belirlenmesi için uygulanabilecek biyopsi seçenekleri; lenf bezi biyopsisi ve koltuk altı (aksiller) lenf bezi diseksiyonudur.

Şimdi gelin meme kanserinde uygulanan cerrahi yöntemleri ve biyopsi seçeneklerini birlikte inceleyelim.

Meme Koruyucu Cerrahi

Meme koruyucu cerrahi yöntemi, zaman zaman kısmı (segmental) mastektomi olarak da adlandırılır. Bu cerrahide sadece memenin etkilenmiş kısmı alınır. Ancak, alınacak kısım tümörün büyüklüğüne, yerine ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Hastaya cerrahi sonrası radyoterapi verilecekse, cerrahi sırasında memenin tümörü alınan bölgesine yerleştirilen küçük metal klipslerle (röntgende görünecektir) radyoterapi tedavi alanı işaretlenebilir.

Lumpektomide sadece memedeki kitle ve etrafındaki dokular alınır. Radyoterapi, genellikle lumpektomiden sonra uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya adjuvan kemoterapide verilecekse, genellikle kemoterapi tedavisi tamamlanana kadar radyoterapi geciktirilir.

Kadranektomide, lumpektomiden daha fazla meme dokusu alınır. Bu cerrahide, memenin dörtte biri alınır. Cerrahi sonrası genellikle radyoterapi verilir. Yine bu yöntemde de, kemoterapi verilecekse radyoterapi geciktirilir.

Alınan doku kenarında kanser hücresine rastlanırsa, hastalık pozitif marjlı demektir. Doku kenarında kanser hücresi bulunmazsa, negatif veya temiz marjlı olarak nitelendirilir. Pozitif marjın olması, cerrahi sonrası bazı kanser hücrelerinin kalmış olabileceğini gösterir. Patolog, cerrahi ile alınan dokuda pozitif marja rastlarsa, cerrahın yeni bir ameliyatla daha fazla doku alması gerekebilir. İşte bu operasyona, re-eksizyon denir. Eğer, yeterli meme dokusu alınamaması sonucu temiz cerrahi marj elde edilemezse, hastaya mastektomi yapılması gerekebilir.

Tümörün, kenar sınırına mesafesi de önemlidir. Sınırları “temiz” ise “kapalı” olabilir. Bunun anlamı, alınan tümörün kenarı ile dokunun kenarı arasındaki mesafe çok azdır ve daha fazla cerrahi yapılması gerekebilir. Cerrahlar, tümörün yeterli kenar sınırları konusunda fikir uyuşmazlığına düşebilir.

I ve II. Evre meme kanseri olan kadınların çoğu için meme koruyucu cerrahi ve ek olarak radyoterapi tedavisi, mastektomi kadar etkilidir. Bu iki yöntemle tedavi edilen kadınların yaşam oranı aynıdır. Ancak, meme koruyucu cerrahi, meme kanseri olan tüm kadınlar için bir seçenek değildir.

Radyoterapi, zaman zaman meme koruyucu tedavinin bir parçası olarak tedaviye dahil edilmeyebilir. Bu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple, radyoterapi uygulanmadan meme koruyucu cerrahi eğer hasta en az 70 yaşında ise ve aşağıda belirtilenlerin hepsi doğru ise tercih edilmelidir:

• 2 cm veya daha küçük tümörü olan, cerrahi ile tamamen alınmış( temiz kenar sınırları olan)meme kanseri olan
• Tümörü hormon-reseptör pozitif olan ve hormon tedavisi gören (tamoksifen veya aromatöz inhibitör gibi)meme kanseri olan
• Lenf bezlerine yayılım göstermemiş meme kanseri olan

Hastalarda olasılıkları, tedaviyi yürüten doktorla birlikte detaylı görüşülmelidir.

Olası Yan Etkiler: Bu operasyonun yan etkiler ağrı, geçici şişlik, hassasiyet ve cerrahi müdahale yapılan bölgede sert yara dokusu şeklinde oluşabilir. Tüm cerrahi müdahalelerden sonra, ameliyat bölgesinde kanama ve enfeksiyon olasılığı vardır.

Meme ne kadar geniş alınırsa, memenin şekli o kadar değişecektir. Cerrahi sonrası meme çok farklı görünürse, bazı estetik cerrahi operasyonlar uygulanabilir veya kanser olmayan memenin boyutu küçültülerek birlikte daha simetrik görünmesi sağlanır. Bu işlem, yapılan ilk cerrahi operasyon sırasında da gerçekleşebilir. Cerrahi öncesinde doktorunuzla konuşarak memenizin ameliyat sonrası nasıl görüneceğini ve seçeneklerinizin neler olabileceğini öğrenmeniz önemlidir.

Mastektomi

Mastektomi, memenin tamamen alınması işlemidir. Bu operasyonla tüm meme dokuları hatta bazen yakınındaki dokularda alınır.

Basit mastektomi: Bu işlem, total mastektomi olarak da adlandırılır. Meme uçları dahil tüm meme alınır, ancak koltuk altı lenf bezleri veya memenin altındaki kas dokuları alınmaz. Bazen, meme kanseri riski oldukça yüksek kadın hastalarda koruma amacıyla her iki meme birden alınır (double mastektomi). Bu ameliyat için hastaneye yatırılan hastaların çoğu, ertesi gün taburcu edilir. Bu yöntem, meme kanseri tedavisinde en sık kullanılan yöntemdir.

Cilt koruyucu mastektomi: Bazı kadın hastalarda meme, cerrahi müdahale sırasında yeniden yapılandırılabilir. Bu işleme, cilt koruyucu mastektomi olarak adlandırlmaktadır. Memenin üstündeki derinin çoğu (meme ucu çevresi-areola- ve meme ucu dahil) dokunulmadan bırakılır. Bu işlem, hastaya basit mastektomi kadar fayda sağlayabilir. Alınan meme dokusunun miktarı, basit mastektomi yöntemindeki oranın aynısıdır.

Bu yöntem, sadece hemen ardından meme rekonstrüksiyonu (estetik cerrahi) planlandığında kullanılır. Büyük veya deri yüzeyine yakın tümörlerde bu yöntemin kullanılması uygun olmayabilir. Vücudun başka bir bölümünden implant veya doku kullanılarak memenin yeniden yapılandırılır. Cilt koruyucu mastektomi, daha standart bir yöntem olan mastektomi kadar fazla kullanılmamaktadır. Ancak birçok kadın hasta, daha az yara dokusuna ve daha iyi görünümlü bir memeye sahip olma isteğiyle cilt koruyucu mastektomi yöntemini tercih etmektedir.

Meme ucu koruyucu mastektomi, cilt koruyucu mastektominin bir çeşitidir. Bu yöntem, daha çok deride veya meme ucuna yakın kanser belirtisi göstermeyen memenin daha dış kısmında küçük, erken evre kanseri olan kadın hastalar için bir seçenektir. Bu işlemde meme dokusu alınır, ancak meme derisi ve meme ucu yerinde bırakılır. Sonrasında memeye estetik cerrahi (rekonstrüksiyon) uygulanır. İşlem sırasında, kanserli hücreleri kontrol etmek için meme ucu ve meme ucunun çevresinin-areola- alt tarafındaki meme dokusu alınır. Bu dokularda kanser belirlenirse, meme ucu alınmalıdır. Meme ucunun alt tarafında kanser belirlenmese bile, bazı tedavilerde kanserin tekrarlama riskini azaltmak için cerrahi sırasında ve sonrasında meme ucu dokularına bir doz radyoterapi uygulanır.

Meme ucu koruyucu cerrahide halen bazı problemler vardır. Cerrahi sonrası meme ucu tam bir kan akışı sağlamayabilir. Buda, buruşukluğa ve deformasyona (şekil bozukluğu) sebep olabilir. Cerrahi sırasında sinirlerde kesildiği için, meme ucunda his azalır ya da hiç kalmaz. Daha büyük memesi olan kadınlarda estetik cerrahi sonrası meme ucu yerinden dışarı doğru çıkabilir. Bu sebeple, birçok doktor bu cerrahinin daha çok orta ve küçük boy memesi olan kadınlar için iyi bir seçenek olduğuna inanmaktadır. Bu yöntemle görünür yara izleri daha azdır, ancak işlem doğru yapılmazsa diğer mastektomi yöntemlerinden daha fazla meme dokusu bırakılma olasılığı vardır. Buda, cilt koruyucu veya basit mastektomiye nazaran meme ucu koruyucu cerrahide daha fazla kanser riski gelişebileceği anlamına gelir. Bu durum geçmişte bir problemken, günümüzde gelişen tekniklerin de yardımıyla meme cerrahisini daha güvenli bir yöntem haline getirmiştir. Halen birçok uzman, meme ucu koruyucu yöntemin standart meme kanseri tedavisi olarak oldukça riskli olduğunu düşünmektedir.

Modifiye Radikal Mastektomi: Bu yöntem, basit mastektomidir ve koltuk altı lenf bezleri alınır. Lenf bezlerinin alınması ile ilgili cerrahi, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Radikal Mastektomi: Bu geniş çaplı operasyonda tüm meme, koltuk altı lenf bezleri ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslar alınır. Radikal mastektomi, geçmişte oldukça sık kullanılmıştır. Ancak, sonraları daha küçük çaplı ama aynı şekilde etkili yeni cerrahi yöntemler (modifiye radikal mastektomi gibi) bulunmuştur. Bu sayede, hastada radikal mastektomiye bağlı yan etkiler ve memede şekilsizlik görülmemektedir. Günümüzde radikal mastektomi, daha nadir başvurulan bir yöntemdir. Şimdilerde radikal mastektomi, daha çok memenin altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarda bulunan geniş tümörler için uygulanmaktadır.

Olası Yan Etkiler: Cerrahi sonrası ağrı ve memenin şeklindeki değişiklik dışında mastektominin olası yan etkileri; yaranın enfeksiyon kapması, hematoma (kanın doku aralıklarında ve boşluklarında özellikle de deri altında toplanması) ve seroma (yarada kan ve cerahat dışında sıvı toplanması) olarak sıralanabilir. Cerrahide koltuk altı lenf bezleri de alınırsa, başka yan etkilerin görülme olasılığı artar. Bu yan etkiler, aşağıda “Lenf Bezi Cerrahisi” bölümünde detayları ile anlatılmıştır.

Meme Koruyucu Cerrahi mi yoksa Mastektomi mi Tercih Edilmeli?

Erken evre meme kanseri olan birçok kadın, meme koruyucu cerrahi ile mastektomi yöntemlerinden birini seçebilir.

Meme koruyucu cerrahideki en büyük avantaj, hastanın memesinin büyük bir kısmının korunuyor olmasıdır. Dezavantajı ise, genellikle cerrahi sonrası radyoterapi gerekir ve 5-6 hafta boyunca uygulanır. Meme koruyucu cerrahi yapılan bazı kadın hastaların, radyoterapi görmesine gerek olmayabilir. Öte yandan, mastektomi yapılan bazı hastaların meme bölgesine radyoterapi tedavisi uygulanmaktadır. Bu durum tamamıyla hastanın meme kanseri türüne, evresine, tümörün bulunduğu yere ve büyüklüğüne göre değişkenlik gösterebilir.

Bu sebeple, meme koruyucu cerrahi ile mastektomi arasında karar verirken bir sonraki aşamada karşılaşabileceğiniz olası durumları doktorunuzla konuşun. Kadın hastalar mastektomi yöntemi ile kanserin tamamen alınacağı ve hızlı bir şekilde alınacağına inansa da, cerrahlar aynı fikirde değildir. Bu zamana kadar mastektomi yaptıran birçok hastada yaşam süresinin daha fazla uzadığı veya tedaviden daha iyi sonuç alındığı gözlenmemiştir. Ayrıca, 20 yılı aşkın süredir yapılan binlerce araştırma, meme koruyucu cerrahi yerine mastektomi tercih edilen hastalarda yaşam süresinin daha uzun olmadığını göstermiştir.

Kadın hastaların çoğu ve doktorlar, uygun bir seçenekse meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi tedavisini tercih etmektedir. Ancak, bu yöntemin tercih edilmesinde bir dizi etken söz konusudur. Örneğin:

• Memenizi kaybettiğinizde nasıl hissedeceğiniz
• Radyoterapi aldığınızda nasıl hissedeceğiniz
• Tedaviye geleceğiniz yerin uzaklığı ve radyoterapi süresi
• Mastektomi sonrası memenizin yeniden yapılandırılması için daha fazla cerrahi yapılmasına nasıl baktığınız
• Mastektomi ile tüm kanserin alınmasını tercih edip etmediğiniz
• Kanserin tekrarlamasından korkuyor olmanız

Karar vermede etkin rol oynayan faktörlerdir. Bazı kadınlar için mastektomi açıkça daha iyi bir seçenek olabilir. Örneğin, meme koruyucu cerrahi genellikle aşağıda belirtilen durumlarda kadınlara önerilmez:

• Kanserli memesi için radyoterapi görmüş kadınlara
• Görünümünü bozmadan aynı memede tek bir cerrahi kesi ile alınamayacak kadar birbirinden uzak yerlerde 2 veya daha fazla kanseri olan kadınlara
• Meme koruyucu cerrahi ile kanserin tamamı alınmamış kadınlara
• Özellikle radyoterapinin yan etkilerine karşı hassasiyet yaratan skleroderma (deri sertleşmesi olarak nitelendirilen bir bağ dokusu hastalığı) veya lupus(deri veremi) gibi bazı ciddi bağ dokusu hastalıkları olan kadınlara
• Fetusa zarar verme riski olduğu için radyoterapi tedavisi göremeyen meme kanseri olan hamile kadınlara
• Neoadjuvan kemoterapi (bu tedavi memenin büyüklüğüne bağlıdır) ile küçültülememiş 5 cm’den geniş tümörü olan kadınlara
• İltihaplı meme kanseri olan kadınlara
• Memenin büyüklüğü ile bağlantılı meme kanseri olan kadınlara

Tüm bunların dışında başka faktörlerinde hesaplanması gerekebilir. Örneğin; meme kanseri olan ve BRCA mutasyonu olan genç kadınlarda, ikinci bir kanser gelişme riski yüksektir. Bu gruptaki kadınlar, riski azaltmak için sağlıklı olan diğer göğüslerini aldırmayı da düşünürler ve mastektomi yöntemini tercih ederler. Çift mastektomi, kanser tedavisi ve ikinci memede kanser riskini azaltmak için kullanılabilen bir tedavi yöntemidir.

Meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi yerine mastektomi yaptırmanın sadece aynı memede ikinci bir kanser gelişme riskini azaltacağını anlamanız önemlidir. Bu yöntem, vücudun diğer bölgelerinde kanserin tekrarlama şansını azaltmaz. Bu sebeple acele karar vermeyin. Sizin için meme koruyucu cerrahi ve radyoterapi mi yoksa mastektominin mi daha faydalı olacağı konusun doktorunuzdan detaylı bilgi edinin, etraflıca düşünün ve öyle karar verin.

Lenf Bezi Cerrahisi

Meme kanserinin koltuk altı lenf bezlerine yayılımını belirlemek için bir veya birden fazla lenf bezi alınarak mikroskop altında incelenir. Bu inceleme kanserin evrelenmesi, tedavinin ve sonuçlarının belirlenmesi için önemlidir. Lenf bezlerinde kanser hücreleri bulunursa, kanserin kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılma şansı yüksektir. Koltuk altındaki lenf bezlerinde kanser hücrelerinin varlığı, cerrahi sonrası eğer gerekli görülürse ne tür bir tedavi uygulanacağına (adjuvan tedavi) karar verilmesinde önemli bir rol oynar.

Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu: Bu işlemde, koltuk altındaki alandan yaklaşık 10-40 arası (genellikle 20’den az) lenf bezi alınarak, kanserin yayılımı kontrol edilir. Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu, ikinci bir operasyon olarak meme koruyucu cerrahi veya mastektomi ile aynı anda yapılabilir. Bu, meme kanserinin yakındaki lenf bezlerine yayılımının gözlenmesi için en sık kullanılan yöntemdir ve halen bazı hastalara uygulanmaktadır. Örneğin; öncesinde yapılan biyopside bir veya daha fazla koltuk altı lenf bezinde kanser hücresi tespit edilen hastalarda koltuk altı lenf bezi diseksiyonu yapılabilir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi: Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu daha az yan etkiye neden olan güvenli bir cerrahi yöntem olsa da, birçok lenf bezinin alınması cerrahi sonrası hastada lenfödem şansını arttıracaktır (söz konusu yan etkiler aşağıda açıklanmıştır). Uzmanlar, lenfödem riskini azaltmak için lenf bezlerinde kanser araştırmasını sentinel lenf bezi biyopsisi uygulayarak yapabilir. Bu yöntemle, birçok lenf bezi alınmadan kanserin lenf bezlerine yayılımı hakkında bilgi sahibi olunabilir.

Bu işlemde, tümörün ilk istila etmiş olabileceği düşünülen lenf bezi, sentinel lenf bezidir. Biyopside bu lenf bezi bulunarak alınır. Kanser yayılmaya başladıysa yüksek ihtimalle alınan sentinel lenf bezinde kanser hücresi tespit edilir. Bu işlemde, tümörün içine, etrafına veya meme ucunun etrafındaki alana radyoaktif madde ve/veya mavi boya enjekte edilir. Lenfatik damarlar bu maddeleri sentinel lenf bezine veya bezlerine taşıyacaktır.

Özel bir alet kullanılarak maviye dönen veya radyoaktif maddenin aktığı lenf bezlerindeki radyoaktivite kontrol edilir. Bunlar, sentinel lenf bezini ortaya çıkarmak için kullanılan ayrı yollardır. Ancak, iki kere kontrol etmek için birlikte sıkça kullanılan yöntemlerdir. Boyandığı (veya radyoaktif olduğu) tespit edilen lenf bezi alınır. Sonrasında alınan lenf bezleri laboratuvar ortamında patolog tarafından incelenir. Bu yöntemde, koltuk altı lenf bezi diseksiyonuna nazaran daha az sayıda alınan lenf bezleri kanserin belirlenmesi için daha yakından incelenir.

Zaman zaman lenf bezinde kanser olup olmadığı cerrahi sırasında da kontrol edilebilir. Sentinel lenf bezinde kanser tespit edilirse, tüm koltuk altındaki lenf bezlerinin alınması söz konusu olabilir. Cerrahi sırasında lenf bezinde kanser hücresine rastlanmazsa veya sentinel lenf bezi kontrol edilmezse, lenf bezleri birkaç gün sonra daha yakından incelenecektir. Lenf bezinde kanser tespit edilirse, daha sonrasında tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu önerilebilir.

Sentinel lenf bezinde kanser bulunmazsa, kanserin diğer lenf bezlerine yayılmış olma olasılığı düşüktür. Bu sebeple, başka bir lenf bezi cerrahisine gerek duyulmaz. Böylece, hasta tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonuna bağlı gelişen yan etkilerle karşı karşıya gelmez.

Bu zamana kadar sentinel lenf bezinde kanser hücreleri tespit edildiğinde, kaç lenf bezinin kanserli olduğunun belirlenmesi için tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu uygulanmıştır. Ancak, son yıllarda araştırmalar bu yöntemin her zaman gerekli olmayabileceğini göstermiştir. Bazı vakalarda, kanserli olmayan lenf bezlerinin bırakılması güvenli olabilir. Bu, tümörün alınması için ne tür bir cerrahi uygulandığı, tümörün büyüklüğü ve cerrahi sonrası hangi tedavinin planlandığı gibi birtakım faktörlere bağlıdır. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, meme koruyucu cerrahi ve ardından radyoterapi görmüş, 5 cm veya daha küçük tümörü olan hastalarda koltuk altı lenf diseksiyonunu uygulanmayabileceği görülmüştür. Ancak, mastektomi yapılmış kadın hastalarda koltuk altı lenf bezlerinin alınmamasının güvenli olduğu henüz söylenemez. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürdürülmektedir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi, meme kanserinin yakındaki lenf bezlerine yayılımını tespit etmek için yapılır. Bu işlem, lenf bezlerinin kanser içerdiği bilinmeden gerçekleştirilmez. Koltuk altı veya köprücük kemiği çevresindeki herhangi bir lenf bezi şiştiğinde, ilgili lenf bezinde kanserin yayılımı doğrudan kontrol edilebilir. Çoğu zaman iğne biyopsisi (ya ince iğne biyopsisi ya da kalın iğne biyopsisi) yapılır. Bu işlemde, iğne lenf bezine sokularak az miktarda doku örneği alınır ve mikroskop altında incelenir. İnceleme sonucu kanser hücresine rastlanırsa, tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu tavsiye edilir.

Sentinel lenf bezi biyopsisi sıkça kullanılan bir yöntem olsa da konusunda uzman, bu tekniğin daha önceden kullanmış tecrübeli bir cerrah tarafından gerçekleştirilmesi yerinde olacaktır.

Olası Yan Etkiler: Ağrı, şişlik, kanama ve enfeksiyon cerrahinin olası yan etkileridir. Koltuk altı lenf bezlerinin alınmasına bağlı gelişen uzun süreli olası yan etki lenfödemdir (kolda şişlik). Koldaki fazla sıvı normalde lenfatik sistem yoluyla kan dolaşımına geri döner. Ancak, lenf bezlerinin alınması bazen koldaki boşaltımı engelleyerek sıvı birikmesine neden olur ve sonuç olarak kol şişer.

Tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu olan meme kanseri hastaların yaklaşık %30’unda lenfödem gelişir. Ayrıca, sentinel lenf bezi biyopsisi olan hastaların yaklaşık %3’ünde de lenfödem görülmektedir. Bu durum, cerrahi sonrası radyoterapi gören hastalarda daha sık gözlenmektedir. Bazı vakalarda, oluşan şişlik zaman zaman birkaç hafta sonra yok olurken, bazı vakalarda uzun süre devam edebilir. Lenf bezi cerrahisi sonrası kolunuzda şişlik, gerginlik veya ağrı varsa vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. Unutulmaması gereken nokta, lenfödemin çeşitli masaj teknikleri ve özel bandajlarla giderilebilen bir yan etki olduğudur.

Bunun dışında, cerrahi sonrası kolunuzu ve omzunuzu oynatmakta zorluk çekebilirsiniz. Bu durum, sentinel lenf bezi biyopsisinden çok koltuk altı lenf bezi diseksiyonu sonrası daha sık görülmektedir. Kalıcı bir hareket probleminin (donmuş omuz) olmadığından emin olmak için hastaya bazı egzersizler verilebilir. Lenf bezi bölgesinde dolaşarak hassasiyeti kontrol eden sinirler nedeniyle kolda üst ve iç kısımlarda ciltte uyuşma sık rastlanan bir diğer yan etkidir.

Bazı kadın hastalarda, koltuk altından başlayan ve dirseğe kadar uzanan ip şeklinde bir yapı ortaya çıkar. Buna, koltuk altı web sendromu veya lenfatik kordon denir ve sentinel lenf bezi biyopsisine nazaran koltuk altı lenf bezi diseksiyonunda daha sık karşılaşılan bir durumdur. Belirtiler, cerrahi sonrası haftalar hatta aylar sonra bile görülmeyebilir. Ancak, sonradan kolda ve omuzda hareket kısıtlanır ve ağrıya neden olur. Bazı hastalar fizik tedavinin yardımcı olduğuna inansa da, bu belirtiler tedavi edilmeden de yok olabilir.

Rekonstrüktif (Estetik) Cerrahi

Mastektomi (veya bazı meme koruyucu cerrahiler) sonrası bazı kadın hastalar, cerrahi gören memenin tekrar yapılandırılmasını isteyebilir. Bu işlem, cerrahi sonrası memenin görünümünü yenilemek için yapılır.

Rekonstrüktif cerrahi düşünüyorsanız, kanser cerrahisi öncesi operasyonu gerçekleştirecek olan cerrah ve plastik cerrahtan memenize uygulanacak estetik cerrahi konusunda bilgi alabilirsiniz. Size uygun tüm seçeneklerin sunulması karar vermenizde yardımcı olacaktır. Beklemek istemeniz halinde estetik cerrahiyi kanser tedavinizden sonra yaptırmanız da mümkündür.

Estetik cerrahinin türü ve ne zaman olacağına dair alınacak karar, meme kanseri hastanın tıbbi durumuna ve kişisel tercihlerine bağlıdır. Memeye uygulanacak estetik cerrahi, mastektomi ile birlikte veya daha sonraki aşamada yapılabilir. Estetik cerrahinin birkaç çeşidi vardır. Bazı estetik cerrahilerde, tuzlu su veya silikon implantlar kullanılırken, bazı estetik cerrahilerde vücudun diğer bölgelerinden alınan dokular kullanılır (bu işleme, otolog doku rekonstrüksiyonu denir).

Meme Kanseri Cerrahisinden Beklentileriniz Neler?

Birçok kişi için cerrahi korkutucudur. Ancak, cerrahi sırasında, öncesinde ve sonrasında sizi nelerin beklediğini iyi anlamanız, korkularınızı azaltacaktır.

Cerrahi Öncesi: Ameliyattan en az birkaç gün önce cerrahınızla tanışarak sizi nelerin beklediğini anlayabilir ve tıbbi geçmişinizi konuşabilirsiniz. Bu, size uygulanacak ameliyat ve karşılaşabileceğiniz olası riskler hakkında soru sormanız için iyi bir fırsat olacaktır. Ameliyatın boyutunun ne olduğunu ve sonrasında sizi nelerin beklediğini anladığınızdan emin olun. Eğer, ameliyat sonrası estetik cerrahi istiyorsanız bu konuda da sorular sormayı ve yeterince bilgi edinmeyi ihmal etmeyin.

Bunun yanında, cerrahi sırasında kan nakli gerekmesi halinde size kan verebilecek uygun donörü (kanı verecek kişi) bulmanız istenebilir. Ayrıca, cerrahiden bir gece önce hiçbir şey yiyip içmemeniz gerektiği size hatırlatılacaktır.

Cerrahi Sırasında: Ameliyat sırasında, size ilaç vermek için kullanılacak bir damar yolu açılacaktır. Ayrıca, elektrokardiyogram (EKG) makinesine bağlanarak kan basıncınız, kalp ritminiz ameliyat boyunca kontrol altında tutulacaktır.

Birçok meme cerrahisinde hasta genel anestezi altına alınır. Cerrahinin süresi, ne tür bir cerrahi uygulandığına bağlıdır. Örneğin; koltuk altı lenf bezi diseksiyonu ile birlikte mastektomi süresi genellikle 2-3 saat sürecektir.

Cerrahi Sonrası: Mastektomi ve/veya koltuk altı lenf bezi diseksiyonu olan kadın hastalar genellikle 1 veya 2 gece hastanede yatırılır ve sonrasında taburcu edilir. Ancak, bazı vakalar gerekli görüldüğü takdirde ameliyat sonrası 23 saatlik müşahade ünitesinde tutulabilir.

Meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf bezi biyopsisi gibi daha küçük çaplı operasyonlar genellikle günübirlik cerrahi merkezinde gerçekleştirilir ve hasta bir gece hastanede yatırılır.

Hastanın ameliyat bölgesindeki koluna kol bandajı takılabilir. Ayrıca, iyileşme sürecinde hastaya koltuk altından veya meme bölgesinden gelen kanı ve lenf sıvısını toplayacak bir veya birkaç dren (plastik veya lastik hortum) takılabilir. Drenlerin nasıl kontrol edileceği (dreni boşaltma, biriken sıvıyı ölçme ve olası problemleri fark edebilme gibi) hastaya öğretilecektir. Drenler genellikle 1 veya 2 hafta kadar kalır. Drenaj (kan ve sıvı boşaltımı) hergün yaklaşık 30 cc’ye kadar düştüğünde, dren çıkarılacaktır.

Doktorların çoğu, ameliyattan hemen sonra hastanın kolunu hareket ettirmesini isteyecektir. Bu sayede kolun tutulmaması hedeflenir.

Meme ameliyatı sonrası iyileşme süreci, hastanın ne tür bir ameliyat geçirdiğine bağlıdır. Koltuk altı lenf bezi diseksiyonu ile birlikte meme koruyucu cerrahi yapılan hastalar, 2 hafta içinde normal hareketlerine kavuşacaktır. Bu süre, meme koruyucu cerrahi ve sentinel lenf bezi biyopsisi yapılan hastalarda genellikle daha kısadır. Mastektomi sonrası hastanın iyileşme süreci, yaklaşık 4 hafta sürecektir. Bu süre, mastektomi sonrası estetik cerrahi yapıldığında uzayacaktır ve hastanın normal hareketlerine kavuşması aylar alabilir. Yine de, ameliyat sonrası iyileşme süreci hastadan hastaya değişkenlik gösterebilir. Bu sebeple, gerekli bilgiyi doktorunuzdan almanız yerinde bir karar olacaktır.

Doktorunuz günlük hayatınıza geri dönebileceğinizi söylediğinde bile, ameliyatın bazı yan etkilerini hissedebilirsiniz. Zaman zaman kolda veya omuzlarda tutukluk veya ağrı olabilir. Göğüs derinizde veya koltuk altı bölgenizde gerginlik hissedebilirsiniz. Bu tür belirtiler zamanla gelişebilir. Cerrahi sonrası göğüste ve kolda uyuşma, ağrı veya karıncalanma problemleri olan bazı hastalarda belirtiler uzun süre devam eder. Buna zaman zaman postmastektomi ağrı sendromu denir. Bu konuyla ilgili ayrıntıyı aşağıda bulabilirsiniz.

Meme koruyucu cerrahi veya mastektomi yapılan birçok meme kanseri hastası, meme bölgesinde fazla ağrı hissetmediği için şaşırır. Ancak uyuşma, çekilme hissi gibi görülen bazı belirtiler hastayı mutsuz eder. Bu his, koltuk altı bölgesinde de ortaya çıkabilir.

Böyle bir durumda, doktorunuzdan öneri almanız önemlidir. Doktorunuzun verdiği talimatlara uyarak bu tür belirtileri kontrol altına almanız mümkündür. Doktorunuzun sizi bilgilendireceği konuları şöyle özetleyebiliriz:

• Ameliyat yarasının bakımı ve bandaj kullanımı
• Drenajın (kan ve lenf sıvısının boşaltımı) gözlemlenmesi ve drenleri dikkatli kullanma
• Enfeksiyon belirtilerini fark etme
• Ameliyat sonrası banyo yapma
• Doktorun ne olduğunda aranması gerektiği
• Kolu kullanmaya başlama ve kolda, omuzda tutulmayı önlemek için yapılan egzersizler
• Sütyen kullanmaya başlama zamanı
• Yiyecekleriniz ve yemeyecekleriniz
• Ağrı kesici dahil kullanabileceğiniz ilaçlar ve olası antibiyotikler
• Varsa kısıtlanan hareketler
• Meme ve kolda karşılaşılan belirtiler (uyuşma, karıncalanma, ağrı vs.)
• Vücut görüntüsündeki değişiklikler
• Ameliyat sonrası hastalığın ve tedavinin seyrini takip etmek için doktorla ilk randevu zamanı

Hastaların çoğu, ameliyat sonrası yaklaşık 7-14 gün içinde tedaviyi yürütüen cerrah ve tıbbi onkologla görüşür. Bir sonraki aşama olarak başka tedavi yöntemlerinin kullanılması uygun görülürse, hasta bilgilendirilerek kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine başvurulabilir. Ameliyat sonrası cerrahi gören memenize estetik cerrahi uygulanmasını istemeniz halinde plastik cerrahta tedavi ekibine katılacaktır.

Meme Cerrahisi Sonrası Kronik Ağrı

Bazı hastalar cerrahi sonrası göğüs duvarında, koltuk altında ve/veya kolda sinir ağrısı (nöropatik) gibi zaman içinde yok olmayan bazı problemlerle karşılaşabilir. Buna, postmastektomi ağrı sendromu denir. Bu adlandırma, ağrının mastektomi tedavisi sonrası kadınlarda görüldüğünü düşündürse de, aynı tür belirtiler meme koruyucu cerrahi sonrası da görülmektedir. Cerrahi sonrası, kadın hastaların %20-30’unda bu tür belirtiler geliştiği görülmektedir. Postmastektomi ağrı sendromunun klasik belirtileri; göğüs duvarında, koltuk altında ve/veya kolda ağrı ve karıncalanmadır. Bunun yanında, ameliyat izinde ve omuzlarda da ağrı görülebilir. Diğer sık rastlanan şikayetler uyuşma, zonklama/sızlama ya da dayanılmaz kaşıntıdır. Postmastektomi ağrı sendromu olan kadınların çoğu belirtilerin ciddi olmadığını belirtmektedir.

Postmastektomi ağrı sendromu, cerrahi sırasında koltuk altı ve göğüste bulunan sinirlerin hasara uğraması sonucu geliştiği düşünülmektedir. Tüm koltuk altı lenf bezi diseksiyonu (sadece sentinel lenf bezi biyopsisi değil) olan ya da cerrahi sonrası radyoterapi gören genç yaştaki kadın hastalarda postmastektomi ağrı sendromu daha fazla görülmektedir. Ancak, günümüzde koltuk altı lenf bezi diseksiyonu daha nadir uygulandığı için postmastektomi ağrı sendromu da nadir görülmektedir.

Cerrahi sonrası vücudunuzdaki herhangi bir ağrıyı doktorunuzla paylaşmanız önemlidir. Postmastektomi ağrı sendromu, kolunuzu kullanamamanıza sebep olabilir ve zamanla kolunuzu normal kullanma kabiliyetini yitirebilirsiniz. Ancak bu durum, tedavi edilebilir bir sorundur. Opioidler (morfin türevi ilaçlar) ağrının tedavisinde sıkça kullanılmaktadır. Ancak, sinir ağrılarında her zaman işe yaramaz. Buna rağmen, bu tür ağrıları geçirecek tedaviler ve ilaçlar mevcuttur. Meme kanserinde cerrahi sonrası oluşan ağrıyı kontrol altına alabilmek için doktorunuzla görüşmeniz, sizi rahatsız eden belirtilerin tedavisini hızlandıracaktır.

Meme Kanserinde Tıbbi Tedavi Hakkında Genel Bilgiler

Meme kanseri tedavisi, son yıllarda yeniliğin ve bilgi birikiminin en fazla olduğu alanlardan biridir. On yıl öncesine kadar meme kanserini kabaca östrojen hormonuna duyarlı ve duyarsız olarak iki grupta sınıflandırırken, günümüzde bu bilgi değişime uğramış ve meme kanserinin 4 ana türde olduğu ve farklı tedavi stratejileri ile bireye ve bireyin tümörüne özgü tedavi edilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Meme kanserleri başlıca 4 değişik alt gruba ayrılır. Tedavi kararında hangi tür meme kanseri ile karşı karşıya olduğunuz önemlidir.

• Östrojen hormonuna duyarlı tümörler
• Östrojen hormonuna duyarlı ve aynı zamanda Her2 reseptörü (algacı) taşıyan tümörler
• Östrojen hormonuna duyarsız Her2 reseptörü taşıyan tümörler
• Östrojen hormonu ve Her2 reseptörü taşımayan tümörler

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır. Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Kemoterapi: Kemoterapi, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ameliyat sonrası ek tedavi yöntemi olarak kullanılır. Ameliyat sonrası olası kanser hücrelerini öldürmek ve/veya koruyucu bir önlem olarak uygulanan tedavi yöntemidir.Tümörü büyük veya lenf bezi sirayeti olan tümörlerde çoğunlukla koruyucu amaçlı kemoterapi tercih edilir. Kemoterapi için genellikle tercih edilen uygulama sayısı 21 günde bir 4-8 kürdür.

Kemoterapi sonrası saç kaybınız için sevimli önlemler alabilirsiniz. Dignicap ile kemoterapi sırasında saçlı derinin soğutulması %85 oranında başarı sağlamaktadır. Bu yöntemi arzu etmezseniz peruklar veya güzel bir bone, şapka tercih edebilirsiniz. Saç kaybı kalıcı bir sorun değildir. Tedaviden 3 ay sonra yerine gelmekte ancak bir miktar kıvırcık olabilmektedir. Ayrıca, henüz çocuk sahibi olmamış meme kanseri bayanlar, uygulanacak tıbbi tedaviler (kemoterapi) öncesi doktorları ile görüşerek yumurtalarını veya evliyseler embriyolarının saklanmasını (dondurulmasını) istemelidirler. Bu sayede kemoterapinin oluşturabileceği doğurganlık kaybından korunabilir ve gelecekte çocuk sahibi olabilme umutlarını sürdürebilirler.

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme Kanserinde Radyoterapi Tedavisi

Ameliyat sonrası koltukaltı ve meme bölgesine uygulanan radyoterapi, olası kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir. Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, özellikle yenileme riski yüksek olan veya meme koruyucu cerrahi müdahale yapılan hastalarda memenin kalan dokusunu korumak amacı ile uygulanır. Bu alanda ortaya konan teknolojik yenilikler, modern cihazlar ve bu teknolojiye hakim donanımlı doktor ve radyofizik uzmanları ile hastalara konforlu bir yaşam ve tedavide memnuniyet verici sonuçlar sağlanmaktadır. Radyoterapi, cerrahi ve kemoterapi erken evre meme kanserinde tedavi ve koruyucu amaçlı uygulanabileceği gibi ileri evre hastalarda, ağrı ve kemikte kırık riskini azaltmak amacı ile de kullanılmaktadır.

Meme Kanserinde Kemoterapi Tedavisi

Kemoterapi, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ameliyat sonrası ek tedavi yöntemi olarak kullanılır. Ameliyat sonrası olası kanser hücrelerini öldürmek ve/veya koruyucu bir önlem olarak uygulanan tedavi yöntemidir.Tümörü büyük veya lenf bezi sirayeti olan tümörlerde çoğunlukla koruyucu amaçlı kemoterapi tercih edilir. Kemoterapi için genellikle tercih edilen uygulama sayısı 21 günde bir 4-8 kürdür.

Kemoterapi sonrası saç kaybınız için sevimli önlemler alabilirsiniz. Dignicap ile kemoterapi sırasında saçlı derinin soğutulması %85 oranında başarı sağlamaktadır. Bu yöntemi arzu etmezseniz peruklar veya güzel bir bone, şapka tercih edebilirsiniz. Saç kaybı kalıcı bir sorun değildir. Tedaviden 3 ay sonra yerine gelmekte ancak bir miktar kıvırcık olabilmektedir. Ayrıca, henüz çocuk sahibi olmamış meme kanseri bayanlar, uygulanacak tıbbi tedaviler (kemoterapi) öncesi doktorları ile görüşerek yumurtalarını veya evliyseler embriyolarının saklanmasını (dondurulmasını) istemelidirler. Bu sayede kemoterapinin oluşturabileceği doğurganlık kaybından korunabilir ve gelecekte çocuk sahibi olabilme umutlarını sürdürebilirler.

Ateş basması, halsizlik, kas eklem ağrısı, uykusuzluk, bulantı, ağrı gibi tatsız şikayetleri azaltmak için yetkin profesyonellerce uygulanan akupunktur, hipnoterapi ve yoga gibi yöntemlerin meme kanserli hastalara yararı uluslararası bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Gelişmiş kanser merkezleri bu yöntemleri uygulamalı ve hastalarına önermelidir.

Lenf bezine sirayet etmemiş ve kadınlık hormonuna duyarlı olumlu özellik taşıyan tümörlerde kemoterapiye gerek olmayabilir. Bu gibi tümörlerde özel genetik testler (Oncotype Dx, Mamoprint) yapılarak hastanın kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyup duymadığı belirlenebilir.

Meme Kanserinde Hormon Tedavisi

Daha çok meme kanseri hastalarında kullanılan bir tedavi yöntemidir. Östrojen hormonuna duyarlı olan bazı kanser hücreleri, daha hızlı büyür ve çoğalırlar. Bu tedavi yöntemi, östrojen etkisini ortadan kaldırarak kanserin gelişmesini önler. Hormona duyarlı meme kanserinde kemoterapi ve radyoterapi sonrası 5-10 yıl boyunca ağızdan hap şeklinde verilen hormonal tedaviler koruyucu amaçlı uygulanır.

Meme Kanserinde Akıllı İlaç ile Tedavi

Meme kanseri hücrelerinde Her2 reseptör dediğimiz hücreye büyüme uyarısı veren algaçlar için bu tür ilaçlar kullanılır. Bu grup hastalarda, kemoterapi ve hormonal tedaviler tek başlarına yetersiz kalabilirler. Bu algaçları susturmaya yönelik geliştirilen “Herceptin, Tykerb, Perjeta” gibi akıllı ilaçlar, kemoterapi ve hormonal tedavinin etkisini artırmaktadır. Dünyada ve ülkemizde kullanılmakta olan bu grup ilaçların en iyisi “Perjata”yı, özellikle ileri evre meme kanseri hastalarda kullanabiliyor olmamız sevindiricidir.

15 yıl öncesine kadar klasik kemoterapi ilaçları ve tamoksifen (hormonal tedavi) dışında meme kanserli hastalarımız için başka bir tedavi seçeneği yok iken günümüzde yeni ve daha etkin kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik ilaçlar (akıllı ilaçlar), yeni hormonal tedavi ilaçları ve bu ilaçların birlikte kullanımının getirdiği başarılar son derece yüz güldürücüdür. Artan tedavi seçenekleri, cerrahi öncesi (neoadjuvant tedavi), cerrahi sonrası (adjuvant tedavi) ve ileri evre hastalığın tedavilerinde son derece başarılı sonuçları beraberinde getirmiştir.

Günümüzde, “one size fit all” yani “tüm hastalar için tek bir tedavi yöntemi” modeli terk edilmiş, yerini “bireye özgü tedaviler”e bırakmıştır. Bu sayede, hastalarda daha etkin tedaviler ile başarı şansı artmış, istenmeyen yan etkilerden uzaklaşılmıştır. Örneğin; erken evre hormona duyarlı meme kanserinde son yıllarda yapılabilen gen analizi (OncoType DX) ile hastaların büyük bir oranının kemoterapiye bile gerek kalmadan sadece ağızdan hap olarak alınan hormonal tedavi yönteminin uygulanması yeterli bulunabilmektedir.

Gelişen tıbbi tedavi stratejileri ve yeni akıllı ilaçların doğru kullanımı, çok sayıda bilimsel verinin doğru yorumlanması sonucu oluşmaktadır. Tedavi kararı öncesi eldeki tüm hastalar ve tümör verileri detaylı incelenerek dünya çapında kullanılan rehberler (Amerika rehberi; NCCN, Avrupa rehberleri ESMO Guideline, St. Gallen) doğrultusunda analiz edilir ve zor hastalarda onkoloji konseyinin de görüşü alınarak nihai karar verilir. Tedavi kararında hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, bireysel tercihleri, psikososyal özellikleri de göz önüne alınarak hastanın tedavi planına katılımı sağlanır.

Meme kanseri tıbbi tedavisinde tek başarı, doğru hastaya doğru ilaçları damardan veya ağızdan vermekten ibaret değildir. Bu sadece işimizin yapılması zorunlu olan parçasıdır. İşin sırrı sevgi, insana duyduğumuz saygı, umut ve güvenin hasta ve ailesine aktarma çabamızdadır.

Değerlendirme sonrası hastalarımın, meme kanseri konusunda uzman hemşireler yardımı ile tedavileri; klinik onkoloji eczacımız denetiminde güvenli ilaç uygulamalarımız, kemoterapi ve sanat merkezimizde sanatsal aktiviteler, yoga programları eşliğinde uygulanan kemoterapiler ile sürmektedir.

Arzu eden hastalarıma, tedavinin istenmeyen etkilerinden olan saç dökülmesini önlemek amacı ile kemoterapi uygulaması sırasında özel bir cihazla (DigniCap) saçlı derinin soğutulması sağlanmaktadır.

Meme Kanseri Araştırmalarında ve Tedavisinde Yeni Olan Ne?

Birçok ülkede, meme kanserinin nedenleri, önlemleri ve tedavisi için yapılan çeşitli klinik araştırmalar vardır.

Meme Kanserinin Sebepleri

Meme kanseri riskini değiştiren, yaşam şeklini etkileyen faktörlerin ve alışkanlıkların ortaya çıkarılması için araştırmalar devam etmektedir. Devam eden araştırmalar kilo artışı veya kaybı, egzersiz ve beslenme alışkanlıklarının meme kanseri riskine etkisi üzerinedir.

Genetik geçişli meme kanserleri tüm meme kanserlerinin %10’unu kapsamaktadır. Bu sebeple, meme kanserinin en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları için genetik araştırmalar hızlı adımlarla devam etmektedir. Ayrıca, biliminsanları en bilinen gen varyasyonlarının meme kanseri riskini nasıl etkileyebildiğini araştırmaktadır. Herbir gen varyasyonunun, meme kanseri riskinde azda olsa bir etkisi vardır (%10-%20), ancak birlikte kullanımı potansiyel olarak geniş bir etki yaratabilir. 30 yaş altı bayanlarda, her iki memesinde kanser saptananlarda, meme kanseri ve yumurtalık kanserinin her ikisine yakalanan bayanlarda, anne, teyze ve kuzenlerinde meme kanseri saptanan hastalar genetik geçişli meme kanseri ile karşı karşıya olabilirler.

Bu grupta yer alan hastaların genetik geçişli meme kanseri olduklarını anlamak için genetik konsültasyon istenmelidir. Bu grup hastalarda her iki memenin alınması ve hatta koruyucu amaçlı yumurtalıkların alınması önerilebilir.

Çevreden kaynaklı meme kanserinin potansiyel nedenleri, son yıllarda daha fazla dikkat çekmektedir. Bu konuda bilim daha başlangıç safhasında olmasına rağmen alanda aktif araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Kemoprevansiyon Çalışması

Fenretinide ve retinoid meme kanseri riskini azaltmak için kullanılmış olan ilaçlardır. Retinoid’in A vitamini ile bağlantsı vardır. Küçük çaplı yapılmış olan bir araştırmada, bu ilacın meme kanseri riskini tamoxifen kadar azalttığı tespit edilmiş, ancak meme kanseri riskinin azaltılması için ilaçlar üzerinde yapılan araştırmalar devam etmektedir.

Meme Kanserinde Yeni Laboratuvar Testleri

Meme Kanserinde Gen İfadesi Araştırmaları

Erken evre meme kanserindeki ikilemlerden biri, doktorunuzun tedavi sonrası kanserin tekrarlaması konusunda yüksek risk taşıyıp taşımadığınızı önceden öngörememesidir. Bu sebeple, tespit edilenler hariç kanserin küçükte olsa kalma olasılığına karşı hemen her kadın, cerrahi müdahale sonrası adjuvan tedavi görür. Adjuvan tedaviden en iyi sonucu alabilmek için araştırmacılar meme kanserini birçok açıdan incelemişlerdir.

Meme Kanserinde Dolaşan Tümör Hücreleri

Araştırmacılar, meme kanseri olan birçok kadında hücrelerin tümörden ayrılarak kana karıştığını tespit etmişlerdir. Dolaşan bu tümör hücreleri, hassas laboratuvar testleri ile belirlenebilir. Bu testler, genel olarak kullanılıyor olsa da, meme kanserinde hastalara ne kadar yardımcı olduğu henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Yeni Görüntüleme Testleri

Meme kanseri olabilecek anormallikleri değerlendirmek için bazı yeni görüntüleme metotları üzerinde çalışılmıştır.

Meme Kanserinde Sintimamografi (moleküler meme görüntüleme) Yöntemi

Sintimamografi, damara enjekte edilen technetium sestamibi olarak adlandırılan kısmen radyoaktif bir iz sürücüdür. İz sürücü, özel bir kamera ile belirlediği kanser hücrelerine yapışır ve görüntü alır.

Bu tekniğin, meme kanseri tespitinde faydalı olup olmayacağı halen araştırma konusudur.

Meme Kanserinde Tomosentez (3 boyutlu mamografi) Yöntemi

Bu teknoloji, kısaca dijital mamografinin daha genişletilmiş halidir. Bu test için meme alttan ve üstten bastırılır ve düşük doz X ray ışını gönderilerek farklı açılardan görüntü alınır. Bu görüntüler, 3 boyutlu olabilir. Standart 2 açılı görüntü alan mamografilerden daha fazla radyasyon kullanılmasına rağmen problemli bölgede daha net bilgiler verebilmektedir. Ancak, bu teknolojinin tarama ve tanı koyma üzerindeki rolü henüz netlik kazanmamıştır.

Meme Kanserinde Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Diğer kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri’nde de, hastalığın evresi tedavi yöntemini belirler. Son yıllarda, meme kanserinin tedavisinde kaydedilen önemli gelişmeler ve yeni tedavi olanakları, hastalığın erken teşhisi ile tedavi edilebilmesine ve tamamen yok edilebilmesine imkan sunmuştur. Genellikle cerrahi yöntemle tedavi edilen bu hastalıkta, erken evrede artık meme kaybı olmadan gelişmiş tekniklerle yayılması önceden tespit edilerek önlem alınabilmekte, direk tümörün kendisine müdahale yapılabilmektedir. İlerlemiş evrede ise, göğsün alınması söz konusu olduğunda plastik cerrahi teknikleri ile meme rekonstrüksiyonu (yeni bir meme) yapılmaktadır.

Meme Kanserinde Onkoplastik Cerrahi Müdahale

Meme Koruyucu ameliyat (lampektomi veya kısmi mastektomi), erken evre meme kanseri için sıkça kullanılan bir metottur. Ancak, bazı kadınlarda farklı ölçü ve/veya şekillerdeki memeler için de uygulanabilir. Daha geniş tümörlerde bu metot mümkün olmayabilir ve yerine mastektomi gerekebilir. Bazı doktorlar, onkoplastik cerrahi müdahale olarak bilinen kanser ameliyatı ile plastik cerrahi tekniklerini birleştirerek sorunu çözmektedirler. Bu metot, memeyi cerrahi müdahale sırasında tekrar şekillendirmeyi içerir. Bu yaklaşım çok yenidir ve tüm doktorlar bu metotla kendilerini rahat hissetmeyebilirler.

Meme Kanserinde Meme Rekonstrüksiyon Cerrahi

Meme kanseri olan ve meme koruyucu tedaviyi seçen kadın hasta sayısı gittikçe artmaktadır. Ancak, tıbbi veya kişisel nedenlerden mastektomi seçen kadınlarda vardır. Bazıları ise, memenin görünümünü yenilemek için rekonstrüktif (yeniden yapılandıran) ameliyatı tercih ederler.

Mikrovasküler ameliyatta (yeniden bağlanan kan damarları) teknik ilerleme, memenin yeniden yapılandırılması için serbest flep (vücudun bir kısmından kesilip memeye eklenen doku parçası) yöntemine seçenek sağlamıştır. Birkaç yıldan beri oluşan meme implantı ile bağışıklık sistemi hastalıkları arasındaki olası bağlantı üzerine oluşan endişe, bazı kadınların meme yapılandırmasında implant yöntemini seçme cesaretini kırmıştır.

Ayrıca, implantlar olası bazı yan etkilere (sert yara doku formasyonu gibi ) neden olsa da, bu ameliyatı olmayan kadınlara nazaran daha fazla bağışıklık sistemi hastalık riski taşımazlar. Bunun yanında, meme implantının meme kanseri tekrarlama veya yeni kanser formu geliştirme riskini arttırdığı endişesi, kanıtlarla desteklenmemiştir.

Erken Evre Meme Kanserinde Cerrahi Sonrası Tedavi

Meme ve koltuk altı lenf bezleri dışına yayılmamış kanserlere erken evre meme kanseri denir.

Meme kanseri ameliyatı sonrası koruyucu amaçlı kemoterapi, akıllı ilaç uygulaması ve/veya hormonal tedavi, radyoterapi uygulanabilir.

Erken evre meme kanserlerinde ameliyat sonrası uygulanacak tedavilerde amaç hastalığın yenileme riskini azaltmaktır.

Tedavi seçiminde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, hastalığın türü ve evresine (1. evre, 2. evre, 3. evre) göre koruyucu tedavi belirlenir.

Meme Kanserinde Radyoterapi Tedavisi

Meme koruyucu ameliyat sonrası radyoterapi görmesi gereken kadınlar için, hipofraksiyonlu radyoterapi veya hızlandırılmış kısmi meme ışınlaması gibi daha yeni teknikler kullanılarak daha etkili sonuçlar elde edilebilir. Kanserin tekrarlamasını önlemek için, bu tekniklerin standart radyoterapiye nazaran etkisi üzerine çalışmalar halen devam etmektedir.

Meme Kanserinde Yeni Kemoterapi İlaçları

İlerlemiş meme kanserinin tedavisi genellikle zordur. Bu sebeple, araştırmacılar sürekli daha yeni ilaçlar için araştırma yaparlar.

İlaçlar, BRCA mutasyonu sonucu oluşan kanseri hedeflemesi için geliştirilmiştir. Bu ilaçlar, PARP inhibitörleri olarak adlandırılır ve yayılma göstermiş diğer tedavilere direnç gösteren prostat, yumurtalık ve meme kanserlerinin tedavisinde umut vadetmektedir. BRCA mutasyonu olmayan hastalara da yardımcı olup olmadığı ayrı bir araştırma konusudur.

Meme Kanserinde Hedefe Yönelik Tedavi

Hedefe yönelik tedaviler, özellikle kansere neden olan hücrelerdeki gen değişikliği konusunda avantaj elde etmek için kullanılan bir grup yeni ilaçtır.

Meme Kanserinde HER2’yi Hedefleyen İlaçlar

Son günlerde, HER2 proteini pozitif meme kanseri hastalar için yeni bir ilaç, Amerikan İlaç Dairesi tarafından onaylanmıştır. TDM-1 yöntemi olan ado-trastuzumab emtansine adlı bu ilaç, trastuzumab etken maddeli bir monoklonal antikora kemoterapi ilacının da bağlanmış formudur. Mekanizma son derece nettir: Monoklonal antikor, yani biyolojik tedavi ajanı gidip meme tümörüne bağlanır, ucuna takılı kemoterapi ilacı da kanserin içine girer ve kanser hücresini orada etkisiz hale getirir. T-DM1 şimdilik sadece HER 2 pozitif gruptaki (HER 2, kanser hücresinin üzerinde bulunan ve büyümesini tetikleyen bir molekül) meme kanseri hastalarına uygulanmaktadır. Olumlu sonuçlar, direk kanser hücrelerinin içini hedefleyen yeni bir kemoterapi tedavi yöntemini başlatabilir.

Önceden trastuzumab ve taksan ile tedavi görmüş ilerlemiş meme kanseri olan kadınlara, karşılatırma için ado-trastuzumab emtansine, capecitabine (Xeloda) ve lapatinib (Tykerb) kombinasyonu uygulanmıştır. Ado-trastuzumab emtansine uygulanan kadın hastaların tümörlerinde küçülme olduğu ve yaşam sürelerinin uzadığı tespit edilmiştir.

Bu ilaç, damardan her 3 haftada bir kere verilir. En sık rastlanan yan etkileri; halsizlik, mide bulantısı, kas ve kemik ağrıları, düşük trombosit sayısı, başağrısı ve kabızlıktır. Nadir de olsa, ciddi alerjik reaksiyon, karaciğer hasarı, kalp hasarı ve akciğer problemleri gibi oluşabilen daha ciddi yan etkileri vardır. Meme kanserinin tedavisi için kullanılan hedefe yönelik diğer ilaçlar gibi hamilelik döneminde kullanılması tavsiye edilmez.

Meme Kanserinde Anti-anjiyogenez İlaçlar

Kanser, hücrelerinin beslenmesi için kan damarları oluşturur. Buna, anjiyogenez denir. Meme kanserinde anjiyogenez araştırması, hastalığın seyrinin tahmin edilmesine yardımcı olabilir. Bazı araştırmalar, çevresi yeni ve küçük birçok kan damarları ile sarılmış meme kanserinin daha agresif olduğunu daha önce tespit etmişlerdir. Ancak, bu bulgunun onaylanması için daha fazla araştırma gereklidir.

Bevasizumab (Altuzan), anti-anjiyogenez ilaçlara bir örnektir. Bevasizumab, meme kanseri tedavisinde yardımcı olmamış olsa da, bu yaklaşımın gelecekte meme kanseri tedavisinde faydalı olacağı araştırmalarla kanıtlanabilir. Halihazırda farklı birkaç anti-anjiyogenez ilaç, klinik deneylerler test edilmektedir.

Meme Kanserinde Hedefe Yönelik Diğer İlaçlar

Hedefe yönelik tedavide kullanılan Everolimus (Afinitor) adlı ilaç, hormon tedavisinde kullanılan ilaçların işlevselliğini arttırmaktadır. Menopoz sonrası ilerlemiş hormon reseptör- positif meme kanseri olan kadınlarda eksemestan (aromasin) ile birlikte verilmesi onaylanmıştır. Erken evre meme kanseri tedavisinde ve hormon tedavisinde kullanılan diğer ilaçlarla birlikte test edilmiştir.

Tek başına letrozol yerine everolimus ile birlikte yapılan uygulama, cerrahi müdahale öncesi meme tümörünü daha fazla küçültmüştür. Tamoksifen ile birlikte kullanılan everolimus ise, ilerlemiş hormon reseptör- positif meme kanseri tedavisinde fayda sağlamaktadır. Yeni meme kanseri ilaçları için diğer potansiyel hedefler, geçtiğimiz günlerde belirlenmiştir. Hedefe yönelik ilaçlar üzerine yapılan araştırmalar halen güncelliğini korumaktadır. Ancak, bu klinik araştırmaların çoğu henüz daha başlangıç safhasındadır.

Bifosfonatlar ve Meme Kanseri

Bifosfonatlar, metastatik meme kanserinde kemiklerin kırılma riskini azaltmaya ve güçlendirmeye yarayan ilaçlardır. Zoledronik asit (zometa), bifosfonat ilaçlara örnek olarak verilebilir.

Bazı araştırmalar, zoledronik asitin hormon tedavisi, kemo gibi diğer sistemik tedavilerde yardımcı olabileceğini öne sürmektedir. Yapılan araştırmalardan biri, meme kanseri olan kadınlarda zelodronik asit ve kemo tedavisinin birlikte tümörü daha çok küçülttüğünü tespit etmiştir.

Diğer araştırmalar, kemo veya hormon tedavisi gibi adjuvan tedavilerle zelodronik asit verildiğinde etkisini incelemişlerdir. Bu zamana kadar elde edilen sonuçlar karışıktır. Bazı araştırmalar, bu yaklaşımın kanserin tekrarlama riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermiştir. Ancak, diğer araştırmalarda aynı sonuçlar elde edilememiştir. Son bilgiler, bu ilaçların genç yaştaki kadınlarda meme kanseri tekrarlama riskini arttırabileceği yönündedir. Bifosfonatların, erken evre meme kanserinde, standart tedavinin bir parçası olup olamayacağı konusunda daha fazla bilgi edinilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Meme Kanseri Tedavisinde Denosumab

Denosumab (Xgeva, Prolia)’da, metastatik meme kanserinde zayıf düşen kemiklerde kırılma riskini azaltmak ve kemikleri güçlendirmek için kullanılabilir. Adjuvan tedavi ile birlikte kullanıldığında yardımcı olup olamayacağı üzerine çalışmalar devam etmektedir.

Meme Kanseri ve D Vitamini İlişkisi

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliğinin erken evre meme kanseri kadınlarda, hastalığın tekrarlama olasılığını arttırdığını göstermiştir. Bulguların onaylanması için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Ancak, D vitamini almanın faydalı olduğuna dair bilgiler henüz netlik kazanmamıştır. Gene de, doktorunuzdan D vitamini seviyenizin ölçülmesini talep ederek, sağlıklı seviyede olup olmadığını kontrol ettirmek isteyebilirsiniz.

Meme Kanserinde Rehabilitasyon Desteği

Onkoloji alanında rehabilitasyon programları son derece önemlidir. Meme kanseri tanısı konan ve cerrahi müdahale ile meme dokusunun bir kısmını veya tamamını yitiren hastalar rutin psikolojik rehabilitasyon, fiziksel rehabilitasyon programlarına (omuz kısıtlılığı ve lenf ödem tedavisinde masaj) alınmalıdır. Tedavileri tamamlanmış veya tedavi süresince arzu eden hastalar, cinsel rehabilitasyon programlarına dahil edilmeli bu konuda eşleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

Meme Kanserinde Omuz Kısıtlılığı, Lenf ödem ve Rehabilitasyonu

Meme kanserli hastalarının hemen hemen çoğunda ameliyattan (koltuk altı lenf bezleri alınması) sonra omuz kısıtlılığı ortaya çıkar. Doğru ve erken dönemde planlanan egzersiz ve rehabilitasyon programları ile hastalar bu sorundan kısa sürede kurtulmakta ve yaşam boyu süren takip programları ile kalıcı omuz kısıtlılıkları ile karşılaşma oranları en aza indirilmektedir.

Kolda lenf ödem; hastaya uygulanan ameliyat, koltuk altına uygulan radyoterapi ile ilişkili olarak hastaların yaşamlarının bir döneminde karşılarına çıkabilmekte ve bazı hastalarımızın yaşam kalitesini son derece bozabilmektedir. Meme kanserli hastalarda bu oran, yaklaşık 4 hastanın birinde gözlenir. Lenfödemin başlıca nedeni, koltuk altı lenf bezlerinin alınması sonucu lenfatik dolaşımın bozulmasıdır. Bu istenmeyen durumun ortaya çıkmaması için hastalar, ameliyat sonrası erken dönemde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü Ekibi tarafından değerlendirilmeli ve yaşam boyu takip programına, gerektiğinde lenfödem masajı ve tedavi programlarına dahil edilmelidir.

Meme Kanserinde Psikoterapi Desteği

Meme kanserli hastalarda tanı ile başlayan, cerrahi ve radyoterapi, kemoterapi ile devam eden süre, hasta ve ailesi için son derece yaralayıcı bir sürece neden olmaktadır. Bu süreçte, hasta ve ailesinin psikolojik olarak yara alması kaçınılmazdır. Meme kanseri hastalar ve ailesinden arzu eden bireylerin (anne baba, eşi ve çocukları) psikolojik parametreleri (anksiete ve depresyon skalaları) ölçülmelidir. Bu ölçümler sonucu, gerektiğinde hasta ve ailelerine psikiyatr desteği ile birlikte alanında yetkin psikologlardan oluşan ekipler ile yaşamları boyunca destek sunulmalıdır.

Meme Kanserinde Cinsel Rehabilitasyon Desteği

Meme kanseri tanısı sonrası hastaya uygulanan cerrahi tedavi, kemoterapi ve hormonal tedaviler sonrası, bireyin bedeninde kalıcı ve bireyin psikolojisinde yaralayıcı değişikliklerin yanı sıra hormonal dengesinde de ciddi değişiklikler olmaktadır. Bazı hastalar kemoterapi sonrası geçici veya kalıcı menopoza (yumurtalık fonksiyonları durmakta) girer. Tedavi etkinliğini ve başarısını artırmak amacı ile menopoza girmemiş bazı hastaların yumurtalık fonksiyonlarını özel ilaçlar yardımı ile susturmakta yani menopoza girmelerini sağlamaktayız. Tüm bu durumlar, hastada vajinal kuruluğa, cinsel isteksizliğe ve beğenilmeme, istenmeme korkusuna yol açmaktadır. Bu koşullar altında, meme kanseri hastasının ve eşinin sağlıklı bir cinsel yaşantıya sahip olmaları beklenemez. Yeme içme gibi son derece gerekli ve insani bir ihtiyaç olan cinsel yaşam birçok onkoloji kliniklerince hasta yoğunluğu nedeniyle göz ardı edilmekte, bilgi, beceri ve deneyim eksikliği, zaman yokluğu gibi nedenlerle de tamamen yok sayılmaktadır. Hastada, “benim hayatımı kurtarıyorlar böyle bir şeyi söylemeye ve talepte bulunmaya hakkım yok” düşüncesi ile problemini dile getirememekte ve günlük yaşantısı içinde her gün biraz daha yalnızlığa, aile içi problemlere, hatta boşanmalara doğru giden sürece doğru yol almaktadır.

Meme kanserli hastalarda cinsel problemlerin gözlenme oranı %70’ler düzeyindedir. Tüm bu problemlerin ayrıntılarına bakıldığında problemlerin 2/3’nün kısa bir değerlendirme sonrası birkaç öneri ile hasta ve eşine güven aşılanması sonucu çözülebileceği bilinmektedir. Geriye kalan az bir kısmında ise hasta ve eşine önerilebilecek tıbbi ve psikolojik destekler sayesinde üstesinden gelinebilmektedir. Bu konuya yönelik uluslararası kadın seksualitesi konusunda ilave eğitimler almış olan Jinekoloji ve Kadın Doğum Uzmanı Op.Dr.Dilek Erdoğru’nun ülkemizde ilk kez başlattığımız rutin meme kanseri hastalarında cinsel rehabilitasyon programımız, iki haftada bir gün standart bir hizmet olarak kliniğimizde sunulmaktadır. Programımıza aldığımız hastalardan birisinin ilk değerlendirme ve rehabilitasyon sonrası programa kendisini yönlendiren doktora minnetini sunmak adına elini öpmeye çalışması ve “hocam bu güne kadar bizim bu sorunumuzla kimse ilgilenmedi, size minnettarız” ifadesi memnuniyet verici olmakla birlikte son derece düşündürücüdür de.

Meme Kanseri Olan Hastalarda Beslenme ve Alternatif Tıp Ürünleri

Beslenme ve Alternatif tıp ürünleri, dünyada ve ülkemizde üzerinde en çok durulan, hasta ve yakınlarının kafalarının karışmasına zaman zaman da yaşamları için en önemli tedavilerini aksatmalarına neden olabilecek bir konudur. Kanser hastası, kanser tanısı konduktan sonra doktordan bir daha kansere yakalanmaması veya acilen iyileşmesi, savunma sisteminin güçlenmesi için bir beslenme listesi bekler ve böyle bir liste verilmeyince de hayal kırıklığına uğrarlar. Hatalı yanlı haberler, alternatif tıp ürünü pazarlayan bazı özel kuruluşlar ve bireylerin hasta ve ailesinde oluşturduğu yanlış bilgi yönlendirmeleri altında; hastalar hekimlerden bazı bitkiler önermesini, yiyecekleri gıdaları tek tek oranlarına kadar yazmasını bekler. Günümüze değin yapılan çalışmalar göstermiştir ki kanser tanısından sonra beslenme için yapılacak özel takviyeler ancak hastanın iştahının azalması, yeterli beslenememesi, kilo kaybetmesi durumu içindir. Bunun dışında tüm bireylere önerilen “sebze ve meyve ağırlıklı, kırmızı etten fakir beyaz et oranını artıran beslenme modeli” genel durumu iyi olan ve beslenebilen birçok kanser hastası için yeterlidir. Ancak, yukarda belirttiğimiz hallerde, hastanın tedaviye veya hastalığa bağlı devam eden kilo kaybı, ağızdan gıda alamama, ağız yaraları, uzun süren ishal, uzun süren bulantı kusma, vitamin eksikliği gibi durumlarında özel beslenme ekiplerince damardan veya ağız yolu ile özel gıdalar ve vitamin ile destekleri yapılmalıdır.

Erken evre meme kanserli hastalar, özellikle tedavileri sırasında aşırı yemekten ve tuzlu gıdalardan kaçınmalı ve tedavi öncesi alerjik yan etkiyi azaltmak amacı kullanılan kortizonun iştahı artırıcı ve kilo ve ödem yapıcı etkilerine karşı dikkatli olmalılar. Bu dönemde birde halsiz ve güçsüz kalmama adına tüketilen, bal, pekmez gibi yüksek kalorili gıdalar hastalarda istenmeyen sonradan verilmesi son derece güç aşırı kilo alımlarına neden olabilmektedir.

Geçtiğimiz yirmi yılda popüler olan vitaminler, antioksidan özellikleri ile “bizleri genç tutacak cildimizi pürüzsüz kılacak, kanser tedavileri sırasında yan etkilerden koruyacak” varsayımı ile yoğun bir kullanım alanı bulmuştur. Ne var ki, son 5 yılda yapılan kapsamlı çalışmaların sonucunda, gereksiz ve doktor önerisi dışında kullanılan vitaminlerin vücudumuza yarardan çok zarar verdiği, hatta bazı kanser türlerinin artışına bile neden olduğu saptandı. Bunun üzerine dünyada ve ülkemizde alternatif tıp pazarı ve pazarlayıcıları hedeflerini bitkisel ürünlere çevirdi. Ancak, doğal gibi görünen bu ürünlerin de özellikle kemoterapi ve diğer tıbbi tedaviler ile istenmeyen etkileşimleri bir çok hastayı ve tedavi sorumluluğunu alan doktoru zor durumda bıraktı. Son derece yetersiz veriler ile yararlı olduğu savunulan bitki ve bitkisel ürün kullanımının, günümüzde hastalara zarar verebileceği ve doktorun haberi olmaksızın asla uygulanmaması gerektiği kabul görmüş bir tavır olmalıdır.

Gerek meme kanseri olsun gerekse diğer tüm kanserlerin tedavisinde bulantı kusma için 0.5-1mg ağızdan hap şeklinde Zencefil kullanımının kanıtlanmış yararı vardır ve onkoloji literatürüne bilimsel kanıt olarak girmeyi başarmış bitkisel bir üründür.

Meme Kanserinde Ozon Tedavisi

Ozon tedavisinin dünyada ve ülkemizde kullanımı giderek artmaktadır. Gözlenebilir yan etkisinin az olması kolay uygulanabilirliği, ciddi bir bilgi birikimi ve tecrübeye ihtiyaç duyulmaması ve yararını tanımlayan teorisinde cazibe, uygulayıcıların maddi tatmini, yasal boşluk, bu alanı her geçen gün daha da popüler kılacaktır. Elimizde kanser alanında güvenilir, tatmin edici ve onkoloji camiasının kabul edebileceği bilimsel literatürler olmadan kanseri önleme, iyileştirme veya yan etkilerini azaltma amacı ile hastalarıma ozon tedavisini önermem mümkün değildir.

Meme Kanserinde Isı (Hipertermi) Tedavisi

Hipokrat’ın tıp tarihine yazılmış bu sözü “I would cure all disease, If I produce fever” ısıyı vücutta oluşturabilseydim tüm hastalıkların üstesinden gelirdim sözü son derece manalıdır. 1800’lerin sonunda Cerrah William Cole ile başlayan ısı ile kanser tedavi yöntemi geçtiğimiz yüz yılda ciddi düzeyde yol almıştır. Tüm Vücut Hipertermi Tedavisi ve Bölgesel Hipertermi Tedavi tedavileri özel geliştirilen cihazlar yöntemi ile hastaların vücut ısılarını veya tümörlü bölgenin/tümörün ısısını artırmayı hedeflemektedir. Kombine kullanımda, eş zamanlı uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırdığını gösterir çalışmalar vardır. Ancak, var olan cihazlar, cihazların ısıyı oluşturma yöntemleri (elektrohipertermi, mikrodalga ile hipertermi, tüm vücudu ısıtarak hipertermi) arasında son derece farklılıklar vardır. Avrupa’da çok sayıda klinikte uygulanıyor olmakla birlikte ülkemizde bu alana ilgi yenilerde başlamıştır. Hastalara hipertermik tedavi yöntemleri ile şifa vadetmek ve hastaları yönlendirmeye çalışmak doğru bir yöntem değildir. Standart tedavi uygulamaları ile şansı daha az olan bazı hastalara uygulanan tedavilerin etkinliğine bir miktar daha katkı sağlaması amacı ile yardımcı bir tedavi yöntemi olarak sunulabilir. Bu yöntemler, kanser ve tedavisinde asla kendi başına temel tedavi yöntemleri olarak sunulamaz.

Meme Kanserinde Aşı Tedavisi

Aşı tedavisi, kanserde üzerinde uzun yıllardır çalışılan tedavi yöntemlerinden biridir. Bireyin kendi tümörüne karşı özel metotlar kullanılarak savunma hücrelerine tanıtma ve bu hücreleri tümöre karşı aktif hale getirme çabası olan Dentritik Hücre Tedavisi denenmiş, ancak hastalarda arzulanan faydalar elde edilememiştir. İki binli yılların başında, özellikle Avrupa’da sıklıkla kullanılmış ancak yararı ve rutin kullanımı için bilgi birikimi henüz yeterli kanıt düzeyine ulaşamamıştır.

Meme kanserinde aşı tedavisi, halen bir araştırma konusudur. Bu konuda, hastaların kendilerini takip eden doktorun görüşünü almadan yurtdışında umut tacirliği yapan sözde doktor ya da sağlık kuruluşlarına başvurmalarını tavsiye etmeyiz.

Meme Kanserinde Tamamlayıcı Tedavi Yöntemleri

Meme kanseri tedavisinde modern tedavi yöntemlerinin yanı sıra, hastalığa bağlı veya tedaviye bağlı yakınmaları azaltmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen kanıta dayalı tamamlayıcı tedavi yöntemleri hastalara sunulmalıdır.

Meme Kanserinde Sanatsal Tedaviler

Kemoterapi ve Sanat Evi’mizde, kemoterapi alan ve klinikte yatan hastalarımıza deneyimli sanatsal tedavi ekibimiz ile el işi ve resim aktivitelerimiz gün boyu devam etmektedir. Hastaların memnuniyetlerini artıran, yaşamlarını ve tedaviye bakışlarını değiştiren bu aktivitelerin tedaviye olan motivasyonu, hastaların yaşam kalitelerini ve kliniğe adaptasyonu artırdığına yürekten inanmaktayım.

Meme Kanserinde Yoga ile Destek Tedavi

Hasta ve hasta yakınları ve klinik çalışanlarına yönelik yoga aktiviteleri dünyada bilimsel otoritelerce tavsiye edilmektedir. Çok sayıda bilimsel makalede yoganın, kanserli hastalarda uyku bozukluğu, mood bozukluğu, anksiete ve diğer yaşam kalitesi parametreleri üzerine olumlu yönde etkisi olduğunu kanıtlamıştır. İçerisinde gevşeme, germe, hayalde canlandırma ve meditasyon gibi öğeler barındıran yogayı, meme kanserli hasta ve ailelerine önermekteyim.

Meme Kanserinde Diğer Destek Tedavi Yöntemleri

Bilimsel kanıtlar doğrultusunda diğer yöntemler (akupunktur, refleksoloji, hipnoterapi, dinsel tedaviler) ise gelişmiş ülkelerde yer alan onkoloji kliniklerinde yardımcı yöntemler olarak uygulanabilmektedir. Akupunktur ağrı, halsizlik, ateş basması gibi hastanın yaşam kalitesini azaltan şikayetleri azaltmakta etkili olabilecek bir yöntemdir. Ancak, bu yöntemlerin kullanılmasında amaç kanserin akupunktur ile tedavisi olmamalı, hastalığın veya tedavinin neden olduğu tatsız yakınmaların tedavisine yönelik olmalıdır.






Değerli ziyaretçim,
Sizleri bir konuda uyarmak isterim…Web sitemdeki bilgilerden yola çıkarak herhangi bir tedavi stratejisi belirlenemez. Bu sitede yer alan hiçbir bilgi sizin için bireysel bir tedavi seçeneği olamaz. Verilen tüm bilgiler, sadece eğitim ve bilgi aktarımı için hasta veya hastalarımıza yönelik bir kaynaktır. Bu nedenle, bu sitede okuduğunuz herhangi bir bilgiyi mutlaka hekiminizle paylaşmalı ve sizler için faydalarını tartışarak hekiminizin kararı ile yol almalısınız.

KANSER TÜRLERİNE GÖRE
TANI ve TEDAVİ YÖNTEMLERİ
KANSER TEDAVİSİNDE
GENEL BİLGİLER
KANSER TEDAVİSİNDE
YAN ETKİLER ve YÖNETİMİ
20 SLAYT İLE
KANSER EĞİTİM SUNUMLARI

ETİKETLER

www.drozdogan.com | Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan | Kanser Hastaları Yakınları İçin Web Sitesi

Prof Dr Mustafa ÖZDOĞAN Tıbbi Onkoloji Uzmanı